
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YAZARLAR | Bella Türkiye</title>
	<atom:link href="https://www.bellaturkiye.com/yazarlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bellaturkiye.com/yazarlar/</link>
	<description>Magazin, Kültür Sanat ve Televizyon</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Oct 2026 13:22:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2023/06/cropped-favicon-32x32.png</url>
	<title>YAZARLAR | Bella Türkiye</title>
	<link>https://www.bellaturkiye.com/yazarlar/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Barış Yolcusu</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/baris-yolcusu/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/baris-yolcusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Neval KÜTÜK]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 13:22:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[barış yolcusu]]></category>
		<category><![CDATA[neval kütük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=73408</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış yolcusu bencillik içinde değil, gerçekten sever. O, sevgiyi bir köleleştirme aracı olarak kullanmaz ve kendini gerçek sevgiye açar. Gerçek olan sevgide, sevgi bir bağımlılık aracı değildir; koşulsuz sevgi aracıdır. Barış insanı koşulsuzca sever; sevgisini beklentisizce paylaşır, kendini tamamen sevdiğine verir ama kendi olarak da kalır. Çünkü o, gerçekten kim olduğunu bilir. Barış yolcusu tekamül [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/baris-yolcusu/">Barış Yolcusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Barış yolcusu bencillik içinde değil, gerçekten sever. O, sevgiyi bir köleleştirme aracı olarak kullanmaz ve kendini gerçek sevgiye açar. Gerçek olan sevgide, sevgi bir bağımlılık aracı değildir; koşulsuz sevgi aracıdır.</p>
<p>Barış insanı koşulsuzca sever; sevgisini beklentisizce paylaşır, kendini tamamen sevdiğine verir ama kendi olarak da kalır. Çünkü o, gerçekten kim olduğunu bilir. Barış yolcusu tekamül yolunda kaybolmadan herkese kendini seve seve verir; onun barış anlayışı hep yüksek seviyededir.</p>
<p>Herkesin öz varlığının derinliklerinde mutlak barış vardır ve ona insan ulaşınca tamamen tek başınadır. O zaman birey mutlak tek başınalığın keyfini çıkarır. Orada saflığı, kusursuzluğu, güzelliği, muazzamlığı ve sonsuzluğu deneyimler.</p>
<p>Dünya Değişim Akademisinde “Barış Sanatı” Değişim programı sayesinde barış insanı tek başınalığı deneyimler ve bunun tarif edilmez güzelliğini yaşar. Bu deneyim doyurucu, onarıcı, zenginleştiricidir. Böylece barış insanı, dışardaki kimseyle kavga etmez ve savaşmaz. Tek başınalık yaşanıyorsa, dışsal savaş sona erer ve gerçek barış başlar. O yüzden barış isteyen insan bir süreliğine tek başına kalmalıdır.</p>
<p>Yalnızca o zaman birey tek başınalığın huzurunu ve barışını yaşar. O zaman birey her yerde tek başına ve barışçıl olabilir. O zaman birey, kalabalığın içinde kendini ve barışını kaybetmez. Birey en büyük kalabalıklarda bile uyanık, farkında ve barışçıl kalabilir. Barış insanı, içinde tek başınalığı deneyimlemesine rağmen kalabalığa karışır ve toplumun içinde hareket eder. Buna rağmen de tek başına ve barış içinde olur.</p>
<p>Birey tekamül ederek tek başınalığın tadını çıkarmalı ve tek başınayken barışın zirvesine tırmanmalıdır. Ancak bundan sonra kalabalığa karışarak herkesle mutlak barışı paylaşır.</p>
<p>İnsan içsel kalabalıktan kurtulamayınca huzur ve barışa ulaşamaz. Birey içsel değişim sayesinde içsel kalabalıktan kurtulunca, huzur ve barışa ulaşınca en büyük kalabalıklar içinde bile tek başına kalabilir. O zaman kimse bireyin huzur ve barışına müdahale edemez ve onları bozamaz.</p>
<p>Birey bir kere içsel tek başınalık, huzur ve barışa ulaştı mı istediği zaman varoluşsal tekbaşınalığın, huzurun ve barışın içine dalabilir. İçsel değişim ve dönüşüm sayesinde duyular içe döner ve birey içsel barışa ulaşır. İçsel barışa ulaşmak için insan tek başına yolculuk yapmalı, tek başınalığın farkına varmalı ve tek başınalıkla barışmalıdır.</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/baris-yolcusu/">Barış Yolcusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/baris-yolcusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/dunya/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/dunya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semih DEHNİOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2026 22:40:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[semih dehnioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=73317</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanoğlu’nun kainattaki tek evi, 21.yüzyıl’da bile kirletmek, yıkmak, ekolojik dengeleri bozmak için çok çaba sarf ettiğimiz ama genede bize tüm sevgisini ve şefkatini esirgemeyen gezegenimiz. Diğer adıyla “ Mavi Dünya “ Oksijeni, ağacı, suyu, toprağı ile bizlere her türlü imkanı ve hayatı veren, sanki hep varmış ve var olacak diye düşündüğümüz dünyamız. Aslında bizlere yüce [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/dunya/">Dünya</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlu’nun kainattaki tek evi, 21.yüzyıl’da bile kirletmek, yıkmak, ekolojik dengeleri bozmak için çok çaba sarf ettiğimiz ama genede bize tüm sevgisini ve şefkatini esirgemeyen gezegenimiz. Diğer adıyla “ Mavi Dünya “</p>
<p>Oksijeni, ağacı, suyu, toprağı ile bizlere her türlü imkanı ve hayatı veren, sanki hep varmış ve var olacak diye düşündüğümüz dünyamız. Aslında bizlere yüce Mutlak irade’den lütfedilmiş çok büyük bir nimet… Hızla artan nüfus ile 7 milyarı aşmak üzere olduğumuz bu topraklarda, dengelerin ne kadar bozulduğunu, kutupların nasıl eridiği ve tüm dünya’da sadece 4 bin kadar kalan aslanı ile ne büyük kedi bıraktığımız, nede yok ettiğimiz bitki örtüleri ile arılara çalışma alanı bıraktığımız koca dünyamız&#8230;</p>
<p>Solumakta zorlandığımız havası ile beraber, içilebilir tatlı su rezervlerini tek tek tükettiğimiz ve kasıla kasıla dünyayı yaratmışçasına içinde dolaşan bizler… İnsanoğlu… !</p>
<p>Bu hız ve mantıkla yakında yeşili sadece yağlıboya tablolarda göreceğimiz biricik yuvamızda sadece yağmur ormanlarının her gün 90 hektar azaldığını biliyor muydunuz?</p>
<p>Diğer yandan gelişmiş devletler tarafından kutup ayıları, foklar, balinalara yapılan yasadışı avlanmalar, yağından, etinden, kürkünden demeden paraya çevrilecek her ne varsa, durmadan yok etme aşkımız… !</p>
<p>Kendi ellerimizle her gün birçok türün habitatını işgal edip yok olmasına yardımcı olmakla beraber, türlerin soyunun tükenme noktasına gelmesi gene bizlerin işi. Güneş ışınlarını filtre eden ozon tabakası deliği ise tek başına bir konu, dünyada cilt kanseri olanların sayısında hızla artış görülüyor neden acaba?</p>
<p>Hava, su ve toprak kirliliği, dünya tarımına çoktan sekteyi vurmuş, yeni kimyasal ve genetikle çözümler aranmakta, doğal ve tabii kaynakların tükenmesiyle beraber çaresiz yeni arayışlar, yenilen, içilen gıdaların besleyici özelliği olmaması, lezzetsizliği, ve hastalıkları tetiklemesi arkasında hep hinlik ve paranın elde edilmesi gibi stratejik oyunlar, ortaya çok garip bir gerçek çıkıyor,  İnsanoğlunun en büyük düşmanı gene kendisi oldu. Hem kendisi hemde dünya için.</p>
<p>Gizemli psikomatik hastalıklar ve ağır depresyonlar, soluduğumuz hava ve göremediğimiz yeşil ile ilintili olmasın? Sabahları kalkınca etrafınıza bir bakın beton yığınları ve gürültüye ait ne varsa her şey yanı başınızda…</p>
<p>Öte yandan dünyada silahlanmaya her yıl yaklaşık olarak 700 milyar dolar para harcanıyor,  aynı bütçelere tekabül eden, uyuşturucu üretimi ve kaçakçılığı, ilaveten seks ticaretinide hesaba katarsak ne kadar faydalı işlerle ! uğraşıldığını anlatmaya satırlar yetmez… Bunların geri dönüşü kan, gözyaşı, acı, keder, ahlak çöküşü ve hastalıklardır.</p>
<p>Oysa bu potansiyeli, gücü ve ekonomiyi dünyamız içindeki tüm canlılara pozitif yansıtsak en ufak sorun kalmaz. Mavi dünya değerlerine geri döner ve yaşanılası bir yer olur bütün varlıklar için.</p>
<p>Ünlü bir Kızılderili atasözü şöyle der : ‘ Son ağaç kesildiğinde, son nehir kirletildiğinde, son balık tutulduğunda beyaz adam paranın yenmeyeceğini anlayacak.’</p>
<p>İçine ne zaman gelip, gideceğimizi bilemediğimiz ve bir süreliğine konuk olduğumuz yeryüzü için ne yaptığımızı sorgulama vakti değil midir?</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/dunya/">Dünya</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/dunya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Olduğunuz Gibi misiniz? Olması Gereken Gibi mi?</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/oldugunuz-gibi-misiniz-olmasi-gereken-gibi-mi/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/oldugunuz-gibi-misiniz-olmasi-gereken-gibi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet BAYINDIR]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2026 22:45:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Bayındır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=73320</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özgür iradenin tetiklediği davranış şekli ile toplumsal değerlerin tetiklediği davranışların her zaman örtüşmemesi, bu sorunun sorulma nedenini oluşturur. Soruya muhatap olduğunuzda bir an duraksarsınız! Hangi hissinizin etkisinde kalacağınızın belirsizliği yaşansa da kısa bir süre sonra beyniniz devreye girer ve cevabınız, genellikle “olması gereken gibi” olur. İlişkiler ve toplumsal değerler öne alınmış, çevresel sorun çıkmamıştır; oysaki [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/oldugunuz-gibi-misiniz-olmasi-gereken-gibi-mi/">Olduğunuz Gibi misiniz? Olması Gereken Gibi mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özgür iradenin tetiklediği davranış şekli ile toplumsal değerlerin tetiklediği davranışların her zaman örtüşmemesi, bu sorunun sorulma nedenini oluşturur. Soruya muhatap olduğunuzda bir an duraksarsınız! Hangi hissinizin etkisinde kalacağınızın belirsizliği yaşansa da kısa bir süre sonra beyniniz devreye girer ve cevabınız, genellikle <em>“<u>olması gereken gibi</u>”</em> olur. İlişkiler ve toplumsal değerler öne alınmış, çevresel sorun çıkmamıştır; oysaki hissiniz, başka bir şey söylemektedir! Düşünce oluşumuna fırsat kalmadan hissiniz, beyninize ulaşamadığı için ani cevap verseydiniz <em><u>“olduğunuz gibi”</u></em> olacaktınız! Belki de bu kez, ilişki ve toplumsal değerlerle zıtlaşacaktınız! Sürecin kimse farkında değildir; ama t<u>ercih ikilemi, içinizde savaşa</u> yol açmıştır.</p>
<p>Nedense herkes, <u>gerçeklik</u> zannı uyandırmak için <em><u>-“Olduğum gibiyim</u></em>” cümlesini pek sever; aslında <em>“<u>Kabul”</u></em><u> görmek</u> niyetindedir. Toplumsal sistem, kültürel değerlerini öğreterek <em>“Toplumsal aidiyet</em>” i önceler. Sistemin dinamikleriyle donatılmış kazanımlar, insanın gerçekliği olan “<em>karakter</em>”i üzerinde perdelemelere yol açar. Bazen, <u>güdüleme ve perdeleme algılarının</u> hoşa gitmediği de olur. Aynı aile ortamında büyümüş olsanız da his, düşünce, duygu, zekâ, akıl ve donanımsal kazanımlarla <u>farklı güdülenme ve karakter</u>e sahip olursunuz. Tepkilerinizin, ailenin diğer bireylerine uymadığını görürsünüz!</p>
<p>Davranış şekli ve hayat tarzını belirleme donanımı olan bireyleşme, karakter ve kişilik donanımları arasında zaman zaman sıkışmışlık hissettirir. “<em>Olduğu gibi mi?”,</em> “<em>Olması gereken gibi mi?”</em> sorularına, <em>“Her zaman mı?”, “Yerine göre mi?”</em> olacağı ikilemi, sıkışmışlığı körükler! İnanç değerleri ve öz benlik donanımlarının hesaba katılmaması, bireysel gelişimin özü olan birey inisiyatifinin de ortaya <u>çıkmaması </u>anlamına gelerek sıkışmışlığı daha da arttırır. Sistemsel olarak aynılaşma amaçlansa da karakteriniz, <u>refleks davranışlar</u>ınızda etkin olmaya devam eder. <em><u>“Olduğum gibiyim”</u></em> hissinin etkin olması, bireyleşme çabalarını etkileyip “<u>özgüven</u>”in gelişiminde rol oynar ve “<em><u>Olması gereken gibiyim</u></em>” in <u>itibar görmemesine</u> yol açar. Özgüveniniz geliştikçe, karakterinizin de güçlülüğünü hissedersiniz.</p>
<div class="ads"></div>
<p>Olduğu gibi, <em>“Olanı biteni ve gerçeği çarpıtmadan, değiştirmeden, olduğu biçimde</em>” anlamına gelen bir deyimdir; ama bu sadece <u>somut gerçeklik</u>lerde anlamlıdır. Davranışlarınızı kapsamaz; çünkü davranışınızı tetikleyen duygularınız, somut değildir. Hangi hissinizin etkin olacağını kimsenin bilmemesi, bir avantaj gibi dursa da özgür iradenizin üzerindeki baskıların artması sizi rahat bırakmaz. Yol ayrımındaki bocalama, içsel çatışmanın fitilini ateşler. Davranışınızda o andaki ruhsal durumunuz etkindir. Toplumsal bir varlık oluşunuz, ortamı yumuşatarak bir anda <em>“Yerine göre” </em>hissiniz ortaya çıkıverir; ama özgüveninizle çatıştığını görürsünüz. İ<u>lkesizlik korkusu,</u> sizi köşeye sıkıştırmaya başlar; ama hissinize yenilip <em>“Yerine göre” </em>davranırsanız, “<em>Neden böyle davrandım? Şaşkınım</em>!” söylemlerinizle pişmanlık duygularınızla yüzleşirsiniz; aslında tetikleyici gökten inmemiştir, hissinizin etkilenmesi kolay gelmiştir! Tetikleyicinin hangi zamanda ve şiddette olduğunu anlamadan, davranış kalıplarınızın nasıl olacağını da anlayamazsınız. Sonradan çözümlemeleriniz işe yaramaz.</p>
<p>İnsanlar için <u>doğallık ve samimiyet</u>, her zaman istenen bir durumdur. Bir insanın yapmacık davranmaması, maske takmaması ve <u>kendi gibi</u> olması, “kabul” sürecini doğrudan etkiler. Kendini olduğundan farklı, üstün veya iyi göstermeye çalışmayan <em><u>“Göründüğü gibi”</u></em> olan insan, net tavırlara sahiptir ve <em><u>“Olduğu gibi”</u></em> olmaktan mutlu olur. Her davranışınızın böyle olmasını isteseniz de anlık değişebilen hissinizin etkisi durumu değiştirebilecektir. Gerçeklik ve samimiyet, insana değer vermenin de ana dinamiği konumundadır. İnsandan insana olan iletişim, <u>“gerçek” olunca</u> sağlanabilmektedir; ama tetikleyici hislerin anlık değişkenliği, ilişkinizi doğrudan etkileyebilecektir. Davranışlarınızı etkileyenlerden biri, gerçeklik &gt;<u> karakteriniz</u>; diğeri, ilişkinin seyri ve toplumsal değerlerin baskısı altındaki <u>&gt; kişiliğinizdir</u>. 7 yaşında oluşan karakter ve benliğiniz ile ömür boyu değişmeye devam edecek olan kişiliğinizin <u>çatışma</u>sı, yaşamın size sunduğu <u>hayat gerçeğidir</u>.</p>
<p>Çoğu zaman konuştuğunuz insanın gözüne ve davranışlarına dikkatli bakınca asıl dürtüyü görebilirsiniz. Toplumsal ve bireysel ilişkilerde aranan <em>“<u>olduğu gibi olma</u>”</em> hali, her zaman değerini korur. Bir insana -“<em>Merhaba</em>” dediğinizde; verilen cevabın; <em>“Olduğu gibi mi? Olması gereken gibi mi?” </em>olmasına ilk anda dikkat etmeseniz de kısa bir süre sonra dikkatiniz yerindeyse, anlarsınız. Size bakış ve değerlendirmelerini neye göre verildiği saklanmak istense de anlarsınız. <em><u>“Göz – ağız – yüz”</u></em> koordinasyonunu beceremez! <em><u>“Ağız – göz” </u></em>koordinesini tuttursa bile yüz, onaylamaz! Oysaki en kolayı, doğru ve olduğunuz gibi olmanızdır. Elbette her ortamda <em><u>“Olduğunuz gibi”</u></em> olmanız, çeşitli uyumsuzluk ve zıtlaşmalara sebep olacağınızı göze amanız gerekecektir. Toplumsal ilişkilerde, <u>çatışma istenmiyorsa</u> kişiliğin gereği <em><u>“olması gereken gibi”,</u></em> bireysel ilişkilerde yakınlığa göre <em><u>“olduğu gibi”</u></em> tercihi benimsenmektedir. Sizi yakından tanıyan veya duygusal bir bağ olan insana <u>gerçek olmayı</u> <u>başaramadığınızda</u>, ilişki temelden zedelenir. Elbette zaman zaman istenmeden de olsa dengesiz davranışlar yapılabilecektir; ama yüzünüze <u>sahte bir gülüşle</u> ve tavırla karşılık veren insan ile <u>araya mesafe koyma isteğiniz</u> ortaya çıkar.</p>
<div class="ads"></div>
<p>İnsan, doğası gereği <em><u>“olduğu gibi” </u></em>olmayı güvenli bir zemin olarak görür. Sağlam bir ilişki kurmak için istediği kişiye doğru çekilmeyi öne alır; ama hangi dürtünün öne çıkacağı sürecini iyi yönetemediği de olur! Kendini farklı göstermek, ilgi çekmek, karşıyı etkilemek ve konumunu yüceltmek ihtiyacı duyan birisi, asla <em><u>“olduğu gibi”</u></em> olmayı tercih etmeyerek, <em><u>“olması gereken gibi”</u></em> davranmanın <u>cazibe</u>sine kapılacaktır. Ne yazık ki çoğu zaman beklenen değer ve konum gerçekleşmeden, değerini bir anda aşağı çektiğinin farkına varmaz! Evlilik travmalarının gerçek sebebi olan <em><u>“olması gereken”</u></em> gibi davranmaların, sonradan geri çevrilemez olması, kabule girmez ve evlilik çatışmalarını arttırır. Sahte davranışların her insanda her zaman kabul görmeyeceği akla gelmese de sonradan söylenen “keşke”ler, durumu düzeltmez. Yakın birine içinde bulunduğunuz durumun gerçekliğini, onun ne düşüneceğine aldırış etmeden yansıttığınızda; kendinizi <u>gerçek yansıtmanın</u> rahatlığını yaşarsınız. <u>Rol yapma</u>nın altında yatan <u>özgüven eksikliğinin</u> davranışlara yansımasının fark edilmeyeceği zannı, davranışların <em><u>“olması gereken gibi” </u></em>olmasını kolaylaştırır. Elbette yapılan övgüler, gerçek olmasa da karşının egosunu okşayarak geçici hazları tetikler ve o anlık durumu idare eder; ama çok kısa sürdüğü görülecektir.</p>
<p>İnsanın gerçek karakterini dış dünyaya <u>yansıtamamas</u>ı, çoğu zaman bilinçli bir tercihten ziyade psikolojik bir savunma mekanizmasıdır. İnsanın özü ile dışarıya sunduğu maske arasındaki bu mesafeyi yaratan temel nedenler arasında sayılan, <u>kabul görme ve onaylanma ihtiyacı</u>, dışlanma korkusuyla ortaya çıkar. Çevresinin ve toplumun <u>ideal bulduğu</u> kalıplara girmek, olduğu gibi görünmekten daha <em><u>“güvenli”</u></em> hissettirir! <em><u>“Mış gibi”</u></em> yaşamanız, özgüveninizle çatışmayı göze alsanız da içinizdeki savaşı önleyemezsiniz! Yetersizlik ve kırılganlık korkusu, karakterin <u>zayıflıklarını</u>, korkularını ve kusurlarını açığa çıkarmak kişiyi incinmeye açık hale getirir. <em>“Olması gereken gibi”</em> olan davranışlar, bu kırılganlığı koruyan zırh görevi görür. Kendinizi yeterince tanımamak da ne istediğinizi, değerlerinizi veya gerçekte kim olduğunuzu bilmediğiniz için yansıtabileceğiniz net bir <em><u>“öz benliğe”</u></em> sahip olmadığınızı anlatır! Kendi içinizde yarattığınız, sanal ve mükemmel insan figürüne ulaşmaya çalışırsanız; mevcut halinizden utanç duyarak <u>gerçekliğinizi gizleme</u> eğilimi size daha <u>cazip</u> gelir. Ani ve refleks davranışlar, genellikle gerçektir! Düşünerek beyninizi devreye soktuğunuzda, davranış ve söylemlerinizi <em>“olması gereken gibi<u>”</u></em> <u>ortama uygun</u> hale getirirsiniz. <em><u>“Olduğunuz gibi” </u></em>olmanızın sonuçlarından korkarsanız, dengesiz davranışlar yapmanız kaçınılmaz olur. Yargılanacağınız veya zarar göreceğiniz endişesiyle, gerçek özünüzün üzerine örtü örterek kişiliğinizin etkisiyle <em><u>“olması gereken gibi, ortamına göre”</u></em> davranmayı uygun bulmaya devam edersiniz.</p>
<p>İnsan, sadece mevcut şartlarının ve geçmişinin toplamı değildir; taşıdığı <u>potansiyelin</u> de bir yansımasıdır. Olmak istediğiniz insan tipi, içinizdedir. Henüz ortaya çıkmayan gizli gücünüzü temsil eder. Olmak istediğiniz insan figürü, çevrenize, sevdiklerinize, dünyaya daha faydalı, daha anlayışlı ve daha yapıcı yaklaştığınız ideal halinizdir; ama bunun <em><u>“olduğu gibi”</u></em> gerçek halinizin yansımasıyla olacağı gerçeğini bilmelisiniz. Durumunuzu, eksiklerinizi ve sınırlarınızı reddederek kurduğunuz hayaller, sizi sadece <u>yetersizlik</u> hissine sürükler. Bu yüzden; kendinizle barışarak ve kabule geçerek öz saygınızı yitirmeden, olmak istediğinize doğru giden yolun doğruluğunu algılamalısınız.</p>
<p>İnsan hayatı boyunca, iki farklı durum arasında mekik dokur; gerçekte olduğu kişi ve olmak istediği kişi. İkisinin arasındaki mesafe, kişinin <u>kendisi</u>yle <u>barışık</u> olup olmadığının ve <u>mutluluk</u> düzeyinin ölçütüdür. Asıl mesele, dengeyi kurabilmektir. <em><u>“Olmak istediğiniz gibi”</u></em> olmaya çalışmak, hayatınıza yön ve dinamizm katar. Gelişmeye, öğrenmeye ve <u>sınırları zorlamaya </u>teşvik eder. Saplantıya dönüştüğünde, <em><u>“olduğunuz halinizle”</u></em> yetersiz hissettiren, <u>yıkıcı bir kıyaslama</u>ya dönüşebilir. Olduğunuz gibi, tüm <u>değer ve eksiklerinizle</u> kendinizi <u>kabul</u> <u>ettiğinizde</u>; ulaşmak istediğiniz insan tipine doğru attığınız adımlar, zorunluluk değil, <u>keyifli bir dönüşüm yolculuğu</u> olacaktır.</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/oldugunuz-gibi-misiniz-olmasi-gereken-gibi-mi/">Olduğunuz Gibi misiniz? Olması Gereken Gibi mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/oldugunuz-gibi-misiniz-olmasi-gereken-gibi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tükenmişlikten Özgürleşmek</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/tukenmislikten-ozgurlesmek/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/tukenmislikten-ozgurlesmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Neval KÜTÜK]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2026 13:18:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[neval kütük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=73405</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir insan kim olduğunu ve nerede olduğunu belirlemezse tüm istekleri yanlış, tüm çabaları boşunadır. Varacağı nokta tükenmişlik sendromudur. Eğer birey kendini bedenle özdeşleştiriyorsa yani kendini beden olarak görüyorsa bencil isteklerinden vazgeçemez ve onları gerçekleştirmek için var gücüyle çabalar. Sonunda tükenmişliğe uğrar. Bu tükenmişlikten kurtulmak için birey tekamül etmeli ve dünyevi arzulardan varoluşsal arzulara kuantum sıçrama [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/tukenmislikten-ozgurlesmek/">Tükenmişlikten Özgürleşmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir insan kim olduğunu ve nerede olduğunu belirlemezse tüm istekleri yanlış, tüm çabaları boşunadır. Varacağı nokta tükenmişlik sendromudur.</p>
<p>Eğer birey kendini bedenle özdeşleştiriyorsa yani kendini beden olarak görüyorsa bencil isteklerinden vazgeçemez ve onları gerçekleştirmek için var gücüyle çabalar. Sonunda tükenmişliğe uğrar. Bu tükenmişlikten kurtulmak için birey tekamül etmeli ve dünyevi arzulardan varoluşsal arzulara kuantum sıçrama yapmalıdır.</p>
<p>Hiçbir arzu tatmin olamaz. Gerçek arzusuzluk varoluşsal arzusuzluktur. Bedenin içindeki ruhi varlık her zaman doğal, ebedi, ölümsüzdür. Dünyasal bakış açısı ve varoluşsal bakış açısı çok farklıdır. Dünyasal bakış açısına sahip olan insan arzularını tatmin etmeye çalışır ama buna rağmen mutlu olmaz. Varoluşsal bakış açısı ise insanı varoluşsal arzuya kavuşturur.</p>
<p>Tekamül eden insan tüm arzuların ötesine geçer ve gerçek tatmine ulaşır. Oysaki dünyevi arzularını tatmin etmeye çalışan insan tatminsizliğe uğrar çünkü dünyevi arzular tatmin edilemez ve tükenmişliğe neden olur.</p>
<p>Dünyevi arzu tatmin edildiği zaman binlerce başka arzu çıkar. Her arzu yeni arzulara yol açar ve bunun sonu olmaz. Arzularını tatmin etmeye çalışan insanın hayatı da boşa geçer. Bir insanın gerçek memnuniyeti yükselirse dünyevi arzular da yok olur.</p>
<p>Birey tekamül sayesinde dünyasal arzulardan varoluşsal arzulara geçmelidir. Dünya Değişim Akademisinde “Tükenmişlikten Özgürleşme Sanatı” Değişim programı sayesinde ego saydamlaşır ve birey tekamül yolunda hızla ilerlemeye başlar. Sıradan sıkıcı hayat son bulur ve tükenmişlik yok olur. İnsan, hayatının tüm sorumluluklarını üstlenir ve böylece enerjisi yükselir.</p>
<p>Birey tükenmişlikten kurtulmak için kendisi olmalıdır yani olduğu şey olmalıdır. Birey, olduğu halinden keyif almalıdır. Böylece farkındalık yükselir, içsel yolculuk başlar. Birey tarafsız gözlemci modunda olur ve zihin hapishanesinden kurtulur. Böylece tükenmişlik denen acı verici olgudan kurtulur.</p>
<p>Neval Kütük<br />
Değişim Uzmanı<br />
Dünya Değişim Akademisi<br />
www.dunyadegisimakademisi.com</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/tukenmislikten-ozgurlesmek/">Tükenmişlikten Özgürleşmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/tukenmislikten-ozgurlesmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zeki Müren ile röportaj yaptım</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/zeki-muren-ile-roportaj-yaptim/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/zeki-muren-ile-roportaj-yaptim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[M.Haluk YALÇINKAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 20:40:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[haluk yalçınkaya]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Müren]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=72957</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan hayatı genelde çalışmak üzerine kurulu bir hayat sürdürmek zorunludur. Sabah kalkılır, işe gidilir, belirli bir saat çalıştıktan sonra koşarak eve gelinir. Evliysen ailenle vakit geçirirsin; ya yemeğe gidersin ya akraba ziyaretine, bilemedin hafta sonu pikniğe gidilir. Ama nerede müzik dinlemek ya da bir enstrüman çalmak? Veyahut sinema salonuna gitmek? Hadi, bunlar olmuyorsa bir kitap [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/zeki-muren-ile-roportaj-yaptim/">Zeki Müren ile röportaj yaptım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan hayatı genelde çalışmak üzerine kurulu bir hayat sürdürmek zorunludur. Sabah kalkılır, işe gidilir, belirli bir saat çalıştıktan sonra koşarak eve gelinir. Evliysen ailenle vakit geçirirsin; ya yemeğe gidersin ya akraba ziyaretine, bilemedin hafta sonu pikniğe gidilir.</p>
<p>Ama nerede müzik dinlemek ya da bir enstrüman çalmak? Veyahut sinema salonuna gitmek? Hadi, bunlar olmuyorsa bir kitap okuyalım. Tamam, televizyonda dizi seyretmek de harika; bari onu yapalım..</p>
<p>Yalnızca şunu söylüyeyim, bunun ekonomi ile alakası yok, bunlar için para lazım değildir. Hayat zaten zorluklarla dolu. Biraz sanatla ilgilenmemiz lazım.</p>
<p>Her hangi bir gazetede yazmaya başlamadan, size hayatımda yaptığım ilk röportajı paylaşmak isterim.</p>
<p>Çocukluğumda ailemde bir Zeki Müren hayranlığı vardı.</p>
<p>Bursa’da babamın kurduğu matbaaya Bursa Devlet Tiyatrosu oyuncuları gelirdi. Burası adeta sanatçıların uğrak yeri gibiydi. Rahmetli Baykal Kent ofise gelir, akşama kadar otururdu. Flash tv oyuncuları uğrardı.</p>
<p>Hatırlıyorum, ilk Bodrum’a gidişimi… Üç arkadaş arabaya atlayıp Bodrum’da yaz tatili yapmak için yola koyulduk. Bodrum’a varana kadar akşam olmuştu. Otele yerleşince yemeğimizi yiyip hemen Barlar Sokağı’na gittik. Barlar Sokağı’nda gezerken önümüzden bir araba geçti ve ara sokakta durdu.</p>
<p>Aman Tanrım! Arabadan Zeki Müren indi ve bara giriş yaptı.</p>
<p>Arkadaşlara seslendim:</p>
<p>“Haydi, gidelim!”</p>
<p>Onlar da sessizce benim bu sert ama nazik davetime icabet ettiler.</p>
<p>Yanlış hatırlamıyorsam “Dost” adlı bardı. Zeki Müren sahnenin kenarındaki masaya oturdu. Bizde heyecan dorukta… O, televizyonlarda gördüğümüz “Sanat Güneşi”, iki yan masamızda oturuyor.</p>
<p>Gerçi bütün ailesini babam tanıyordu ama ben Zeki Müren’i hiç görmemiştim.</p>
<p>Manevi oğlu geldi.</p>
<p>“Ne içersiniz?” diye sordu.</p>
<p>Herhalde gazetecilik ruhumda var. Hemen lafa girdim:</p>
<p>“Zeki Müren’e selam getirdim.”</p>
<p>Mustafa şaşırdı.</p>
<p>Ben devam ettim: “Biz Bursa’dan geliyoruz.”  Akrabalarının isimlerini söyledim.</p>
<p>“Tamam, bekleyin” dedi ve yeniden sordu:</p>
<p>“Ne içersiniz?”</p>
<p>İçeceklerimizi söyledik.</p>
<p>Biz içecekleri beklerken sahnede Bodrum sıcağında takım elbiseli kravatlı, genç bir sanatçı Türk sanat müziği söylüyor, yanındaki udi ise enstrümanını çalıyordu.</p>
<p>Hiç anlamadığım bir anda, şarkıcı gencin sözünü keserek,</p>
<p>Zeki Müren söze girdi ve o barda “Annem, annem” şarkısını söylemeye başladı. Tüm bar sustu. Sessizce herkes bu büyük ustayı dinliyordu.</p>
<p>Muazzam bir sesi vardı. Etkilenmemek mümkün mü? Bu arada  Zeki Müren mikrofonsuz şarkıyı ağlayarak seslendirdi. Şarkı bitiminde bütün bar ayakta alkışladı bu güzel sesi.</p>
<p>Şarkıyı dinledik ama arkadaşlarım huzursuzlandı. “Gidelim” demeye başladılar.</p>
<p>Tam kalkacaklardı ki manevi oğlu geldi ve Zeki Müren’in bizi çağırdığını söyledi.</p>
<p>Sevinçle yanına gittik.</p>
<p>Bizi masasına oturttu. Ben, babamın, Zeki Müren&#8217;in akrabaları ile olan diaologlarından bahsettim. O da kırgınlıklarından dem vurgu.</p>
<p>Ben heyecanla sorularıma başladım.</p>
<p>Haddimi aşarak en safça sorumu sordum:</p>
<p>“Zeki Müren olmak nasıl bir şey? Mutlu musunuz?”</p>
<p>Bize içki söylemişti. Konuşurken masaya harika bir çiçek buketi geldi.</p>
<p>Biz sohbet ederken, çiçek geldikten yaklaşık beş dakika sonra garson Zeki Müren’e bir şey söyledi. Zeki Müren de çiçeği solundan sağına aldırdı.</p>
<p>O sırada ben heyecanla ve sabırla cevabımı bekliyor, onu izliyordum.</p>
<p>Sonra şefkatle yüzüme baktı.</p>
<p>“Bak,” dedi, “benim babam Bursa’da, Kayhan’da marangoz Kaya Müren. Keşke bu kadar tanınmış olmasaydım da Kayhan’da, marangoz babamın yanında kalsaydım.”</p>
<p>Ben safça sordum:</p>
<p>“Neden?”</p>
<p>O da şöyle anlattı:</p>
<p>“Ben Avrupa’da veya Asya’da yürüyerek gezemiyorum. Bir tek Amerika’da yollarda gezebiliyorum. Demin masama bir bayan çiçek yolladı. Yanımda mis gibi kokluyordum. Sonra diğer hayranım yüzümü göremediği için çiçeği öbür tarafa koydurdu. Masamdaki çiçeğe bile hâkim olamıyorum. Nasıl bir hayat artık…” Tabii ben şaşırdım.</p>
<p>O yaşımda ne demek istediğini anlayamadım. Belki şimdi bile zor anlıyorum. Zeki Müren olmak nasıl bir şey, sanırım bunu hiçbir zaman tam olarak anlayamayacağım.</p>
<p>Sonra içeceklerimiz bitince bizi evine davet etti.</p>
<p>O zamanlar böyle paparazziler yoktu. Barın önüne arabası geldi ve şimdi müze olan evine gittik.</p>
<p>Üç arkadaş ve Zeki Müren…</p>
<p>Ben sorulara doymuyorum. Onlarca soru sordum, aklıma ne geldiyse…</p>
<p>Hayatı hakkında ve diğer sanatçılar hakkında bilgiler almaya çalıştım. Ama Ajda Pekkan&#8217; a yakınlığını sözlerinden anladım.</p>
<p>Lisedeki sevgilisini sordum. Bana hayretle:</p>
<p>“Nereden biliyorsun?” dedi.</p>
<p>Ama o zamanlar dergilerde ve gazetelerde yazılmıştı. “Oradan okudum” dedim.</p>
<p>Evet, hayatının aşkı olduğunu ve o kızdan ayrılmasının kendisinde bir travma yarattığını anlattı. Çok üzülmüş. Yıllarca o acıyla ne yaptığını bilememiş.</p>
<p>Şimdi düşünüyorum da sabah programlarındaki yalandan aşk hikâyelerini görseydi, kendi umutsuz aşkından dolayı ne düşünürdü acaba?</p>
<p>O gece evinden ayrılırken, sanki bir dostumu yalnız bırakmışım gibi üzülerek ayrıldım.</p>
<p>Sonra şarkılarını dinleyemedim.</p>
<p>Televizyonda yüzüne bakınca sanki o hüznü görüyordum.</p>
<p>Sahnede vefat etti. Olmak istediği, belki de en mutlu olduğu yerde vefat etmişti.</p>
<p>“Eminim huzur içinde gitmiştir” diye düşündüm.</p>
<p>Zeki Müren veya yetenekli bir sanatçı olmak, bir ideal peşinde hayatı yaşamak nasıl bir şey?</p>
<p>O cevabı hâlâ bulamadım. Işıklar içinde uyu.</p>
<p>İyi Seyirler.</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/09/zekimuren.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-72958" src="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/09/zekimuren.jpg" alt="" width="481" height="658" srcset="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/09/zekimuren.jpg 481w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/09/zekimuren-219x300.jpg 219w" sizes="(max-width: 481px) 100vw, 481px" /></a></p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/zeki-muren-ile-roportaj-yaptim/">Zeki Müren ile röportaj yaptım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/zeki-muren-ile-roportaj-yaptim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinema&#8217;nın Kalbi La Biennale di Venezia’de atıyor</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/sinemanin-kalbi-la-biennale-di-veneziade-atiyor/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/sinemanin-kalbi-la-biennale-di-veneziade-atiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[M.Haluk YALÇINKAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Sep 2026 22:16:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=71950</guid>

					<description><![CDATA[<p>Venedik Film Festivali başladığında yalnızca bir festival başlamaz. Sinema dünyasının yeni sezonu da perdeyi açar. Cannes’ın mayıs ayındaki heyecanından, Berlin’in kış soğuğundan sonra gözler bu kez Venedik’in dar sokaklarına, Lido’nun kırmızı halısına ve elbette beyazperdeye çevrilir. 2026 Venedik Film Festivali de 2 Eylül’de başladı. Henüz yolun başındayız; ancak geride kalan ilk üç gün bile bu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/sinemanin-kalbi-la-biennale-di-veneziade-atiyor/">Sinema&#8217;nın Kalbi La Biennale di Venezia’de atıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Venedik Film Festivali başladığında yalnızca bir festival başlamaz. Sinema dünyasının yeni sezonu da perdeyi açar. Cannes’ın mayıs ayındaki heyecanından, Berlin’in kış soğuğundan sonra gözler bu kez Venedik’in dar sokaklarına, Lido’nun kırmızı halısına ve elbette beyazperdeye çevrilir. 2026 Venedik Film Festivali de 2 Eylül’de başladı. Henüz yolun başındayız; ancak geride kalan ilk üç gün bile bu yılki festivalin nasıl bir ruh taşıdığı konusunda önemli ipuçları veriyor.</p>
<p>İtiraf ediyorum, Cannes, Berlin ve bir çok film festivaline gittim. Ama venedik film festivaline gidemedim. Yazı yazarken konu ile ilgili müzik dinleyerek yazmak en büyük zevkim. Bu günlerde, vintage İtalyanca şarkılar dinliyorum ve yazımı İtalyanca şarkı eşliğinde yazıyorum.</p>
<p>Bu yıl Venedik’in en dikkat çekici özelliklerinden biri, sinemanın yalnızca bir gösteri alanı olarak değil, dünyanın içinde bulunduğu siyasal ve toplumsal atmosferin bir aynası olarak öne çıkması. Festivalin jüri başkanı Maggie Gyllenhaal’ın açılış sırasında yaptığı açıklamalar da bu yaklaşımı açıkça ortaya koydu. Gyllenhaal, sinemanın politik olmaktan kaçamayacağını savunurken, kadın yönetmenlerin sektörde karşılaştığı yapısal engellere de dikkat çekti. Ana yarışmadaki 21 film arasında yalnızca iki filmin kadınlar tarafından yönetilmiş ya da ortak yönetilmiş olması, festivalin daha ilk gününde tartışma konusu oldu.</p>
<p>Bu tartışma aslında Venedik’in yıllardır taşıdığı bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: Büyük festivaller sinemadaki değişimin öncüsü mü olmalı, yoksa sinema sektöründeki mevcut tabloyu mu yansıtmalı? Festival yönetiminin savunması ise seçkide kadın yönetmenlerin azalmasının başvurulardaki düşüşle bağlantılı olduğu yönünde. Ancak sinemanın geleceği konuşulurken yalnızca “kaç film geldi?” sorusunu sormak yeterli değil. Hangi hikâyelerin desteklendiği, kimin sözünün duyulduğu ve kimin sinema yapabilmek için gerekli imkânlara ulaşabildiği de tartışmanın parçası olmalı.</p>
<p>Venedik’in açılış filmi İngiliz yönetmen Danny Boyle imzalı “Ink” ise festivalin bu yılki ruhunu anlamak açısından oldukça anlamlı bir tercih. Rupert Murdoch’ın The Sun gazetesini satın almasının arka planını anlatan film, gazetecilik, medya gücü, ticari kaygılar ve etik arasındaki çatışmayı merkezine alıyor. Boyle’un enerjik anlatımıyla dikkat çeken film, ilk gösteriminin ardından yaklaşık beş dakikalık bir alkış aldı. “Ink”in sinemaya taşıdığı tartışma yalnızca geçmişteki bir medya hikâyesi değil. Bugünün dünyasında haberin nasıl üretildiği, kimin tarafından yönlendirildiği ve yapay zekânın medya üzerindeki etkisi düşünüldüğünde film oldukça güncel bir tartışmanın kapısını açıyor.</p>
<p>Venedik’in kırmızı halısı ise her zamanki gibi kendi hikâyesini yazıyor. Ancak bu yıl yıldızların parlaklığı kadar filmlerin kendisi de konuşuluyor. George Clooney’nin festivalde Yaşam Boyu Başarı Altın Aslanı ile onurlandırılması, Venedik’in sinema tarihine verdiği önemin bir başka göstergesi. Clooney yalnızca oyunculuğuyla değil, yönetmenliği ve yapımcılığıyla da Hollywood’un önemli isimlerinden biri olarak festivalin konukları arasında yer alıyor.</p>
<p>İlk günlerin en çok konuşulan filmlerinden biri ise Martin McDonagh’ın “Wild Horse Nine”ı oldu. John Malkovich, Sam Rockwell ve güçlü oyuncu kadrosuyla dikkat çeken film, 3 Eylül’deki dünya prömiyerinin ardından yaklaşık 13 dakikalık bir ayakta alkışla karşılandı. McDonagh’ın kara mizahı ile politik arka planı bir araya getirdiği film, Venedik’te şimdiden ödül sezonunun dikkat çeken yapımlarından biri olarak konuşulmaya başlandı.</p>
<p>Werner Herzog’un “Bucking Fastard”ı da festivalin ilk günlerinin önemli başlıklarından biri. Rooney Mara ve Kate Mara kardeşlerin başrollerini paylaştığı film, gerçek hayattaki ikiz kardeşlerden esinleniyor. Filmin yaklaşık yedi dakikalık alkış alması dikkat çekse de İtalyan basınında filme yönelik eleştiriler oldukça farklı tonlarda. Venedik’in güzelliği de burada ortaya çıkıyor: Festival yalnızca alkışların değil, farklı eleştirilerin de yan yana durabildiği bir alan.</p>
<p>Fakat Venedik yalnızca politik filmlerden ibaret değil. Lee Chang-dong’un “Possible Love”ı, Luca Guadagnino’nun Bernardo Bertolucci üzerine yedi saatlik çalışması, Robert Pattinson’ın yer aldığı “Primetime” ve çeşitli türlerdeki yapımlar festivalin sinema yelpazesini genişletiyor. Yönetmenlerin kişisel sinema dilleri, klasik anlatılarla deneysel çalışmaların yan yana gelmesi ve büyük yıldızlarla bağımsız sinemacıların aynı programda buluşması Venedik’in en önemli özelliklerinden biri olmayı sürdürüyor.</p>
<p>Bir de artık Venedik’in ayrılmaz parçası hâline gelen başka bir dünya var: Venice Immersive. Festivalin XR ve sanal gerçeklik alanındaki bölümü, sinemanın geleceğinin yalnızca klasik perdeyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Bu yıl programda 69 çalışma bulunuyor. David Bowie üzerine hazırlanan “David Bowie: Unseen Unheard” da bu bölümün dikkat çeken işlerinden biri. Sinema ile teknoloji arasındaki ilişkinin giderek güçlendiği bir dönemde Venedik, geleceğin anlatım biçimlerini bugünden tartışmaya açıyor.</p>
<p>Bütün bunlara baktığımda, 2026 Venedik Film Festivali’nin henüz üçüncü gününde olmasına rağmen önemli bir soruyu ortaya koyduğunu düşünüyorum: Sinema bugün dünyaya ne söyleyebilir? Venedik’in ilk üç günü bize bir kez daha gösterdi ki kırmızı halı ne kadar parlak olursa olsun, festivalin gerçek ışığı perdeden geliyor. BU yazım Venedik film festivalinin ilk üç gününün panoraması sayabilirsiniz.</p>
<p>Bu sene Venedik&#8217;te yarışan Türk filmi yok.  Geçmiş yıllarda kırmızı halıda yer alan Melis Sezen, Salih Bademci, Demet Özdemir, Boran Kuzum ve Özge Özacar gibi isimler vardı. Bir de uluslararası yapımlarda oyunculuk yapan Haluk Bilginer de festival davetlileri arasında yer almıştı. Bu yıl ise Türk katılımı kurumsal marka sponsorlukları ve özel gösterim davetleriyle sınırlı kaldığını öğrendim.</p>
<p>Henüz Altın Aslan’ın kime gideceğini bilmiyorum. Daha çok film izleyeceğiz, daha çok tartışacağız, bazı filmleri övecek, bazılarını eleştireceğiz. Kimi yapımlar birkaç gün sonra unutulacak, kimileri ise yılın en önemli sinema olayları arasında yerini alacak.</p>
<p>Bize sinemanın hâlâ konuşacak çok şeyi olduğunu hatırlattı. Bence film festivalleri en güzel yönü yeni filmleri, dünyada farklı bakış açıları olduğunu görmek.</p>
<p>Ve belki de en önemlisi, sinemanın yalnızca dünyayı anlatmadığını; dünyaya bakışımızı da değiştirebildiğini bir kez daha gösterdi. İyi Seyirler&#8230;</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/09/bienale2.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-71952" src="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/09/bienale2.jpg" alt="" width="935" height="547" srcset="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/09/bienale2.jpg 935w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/09/bienale2-300x176.jpg 300w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/09/bienale2-768x449.jpg 768w" sizes="(max-width: 935px) 100vw, 935px" /></a></p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/sinemanin-kalbi-la-biennale-di-veneziade-atiyor/">Sinema&#8217;nın Kalbi La Biennale di Venezia’de atıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/sinemanin-kalbi-la-biennale-di-veneziade-atiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nightborn ve Türk Korku Filmleri</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/nightborn-ve-turk-korku-filmleri/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/nightborn-ve-turk-korku-filmleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[M.Haluk YALÇINKAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2026 14:26:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=71096</guid>

					<description><![CDATA[<p>Benim gözlemime göre, Türk sinemasının en büyük sorunlarından biri korku sineması. Her vizyona giren yine başarısız korku filmleri listesine ekleniyor. Türk korku filmlerinin başarısızlığı yadsınamaz. Nedenine gelince; cin, büyü ve benzeri temaların arasına sıkışan konuları ve yenilikten uzak hikâyeleri adeta bir kara komediye dönüşüyor. Bir de üstüne düşük bütçe ile yapılan filmlerin colour&#8217;u bile önemsenmeyince [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/nightborn-ve-turk-korku-filmleri/">Nightborn ve Türk Korku Filmleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Benim gözlemime göre, Türk sinemasının en büyük sorunlarından biri korku sineması. Her vizyona giren yine başarısız korku filmleri listesine ekleniyor.</p>
<p>Türk korku filmlerinin başarısızlığı yadsınamaz. Nedenine gelince; cin, büyü ve benzeri temaların arasına sıkışan konuları ve yenilikten uzak hikâyeleri adeta bir kara komediye dönüşüyor. Bir de üstüne düşük bütçe ile yapılan filmlerin colour&#8217;u bile önemsenmeyince sadece amatör filmlere dönüşüyor.</p>
<p>Berlin Film Festivali&#8217;ne gittiğimde beni etkileyen film, sinemalarda vizyona girdi. Berlinale Palast&#8217;ta film izlemenin anlamı çok büyük. Öncelikle film festivalinde film izlemek demek, o filmin seçilmiş bir eser olması demek. O filmleri, sinema profesyonellerinin elinden çıkan, bir konuyu anlatan ve bir oluşuma el atan film demektir.</p>
<p>Benim ilk dikkatimi çeken basit bir konudan üretilen sanatsal bir film olması. Aslında <strong> </strong>yönetmen Hanna Bergholm&#8217;un ikinci uzun metrajlı filmi ama başarılı buldum.</p>
<p>Filmde gerilim ve korku öğeleri yoğun ama bu arada filmde gelişen olayları düşününce bazen olabilir diyebiliyorsunuz. Yani film boyunca birkaç sahneyi çıkarırsanız aslında film sadece gerilim filmi olur.</p>
<p>Tabii ki bu biraz da yönetmenin ustalığı, Anna Bergholm&#8217;dan bilgi almamız lazım.</p>
<p>Filmde, İskandinav efsanelerinden alıntılar kullanılmıştır. Herkesin hayali ormanda yeşillikler içinde bir evde oturmaktır. Genç çiftimiz, Finlandiya ormanlarında aileden kalan bir eve taşınır. Evlerinin çevresinde ormanda da gezerken tutkulu bir seks yaparlar. Ormanda belirsiz bir doğaüstü güç hâkimdir.</p>
<p>Aslında amaçları ailelerine yeni bir birey, bebek katmaktır. Kısa bir süre sonra bebekleri dünyaya gelir.</p>
<p>Annenin kucağına verilen bebek, sırtından kameraya gösterilir, kıllı ve antipatik bir bebek olarak görüntülenir. Annenin sevgisini ve ilgisini kazanamayan bebek, hiçbir zaman bebeğin yüzünü göremeyiz. Önceleri anne ile bebek arasındaki anlaşmazlık büyür, işin ilginç tarafı sadece anne bebeği sevmez, geri kalan herkes sever. Anne ile bebek arasında garip bir dil gelişir. Baba, otoritesi ile anneyi zorlar.</p>
<p>Tabii arada anne ile bebek arasında anlaşmazlıktan doğan bir zıtlaşma ve kavga doğar. Anne ve bebeğin kavgaları büyür ve baba da kavgaya karışır. Tabii, tabiat ve gizemli güçler de kavgaya karışarak bebeği korurlar.</p>
<p>Korku türünü destekleyen olaylar büyük gerilimler yaşatır. Bazı korku ve gerilim sahnelerinden sonra anne normal bir şekilde uyanır, sanki bir şey olmamış gibi hayatlarına devam ederler. Son sahnede doğanın intikamı ve babanın ölümü ile sonuçlanır.</p>
<p>Yönetmen, annelik travmalarını İskandinav korku efsaneleri ile harmanlamış ve ortaya bazen kara komedi, gerilim objeleri ile dolu korku-gerilim tarzı başarılı bir film çıkmış ortaya.</p>
<p>Harry Potter&#8217;dan tanıdığımız oyuncu Rupert Grint ve Seidi Haarla harika oyunculuklar sergilemişler.</p>
<p>Oyunculukları gayet başarılı diyebiliriz.</p>
<p>Herkes aynı hikâyeyi anlatır ama ustası, aynı hikâyeyi anlatınca daha çok etkileyici olur.</p>
<p>Aslında hikâye, yeni doğan bebeklerini büyütmeye çalışan ailenin hikâyesidir.</p>
<p>Filmde ne cin ne peri vardır. Ama tam bir korku-gerilim filmi olarak izleriz.</p>
<p>Filmde bazı mantık hataları var ama oyunculuklar ve VFX&#8217;in yerinde kullanımı ile iddialı bir film olmuş.</p>
<p>İskandinav ülkelerinin korku filmleri konusunda başarısı tartışılmaz.</p>
<p>İyi seyirler.</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/08/yonlapsi.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-71098" src="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/08/yonlapsi.jpg" alt="" width="685" height="816" srcset="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/08/yonlapsi.jpg 685w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/08/yonlapsi-252x300.jpg 252w" sizes="(max-width: 685px) 100vw, 685px" /></a></p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/nightborn-ve-turk-korku-filmleri/">Nightborn ve Türk Korku Filmleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/nightborn-ve-turk-korku-filmleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Olan, Zamanını mı Bekler?</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/olan-zamanini-mi-bekler/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/olan-zamanini-mi-bekler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet BAYINDIR]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2026 14:04:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=68859</guid>

					<description><![CDATA[<p>Olanın, zaman ile ilişkisi -“Zaman mı olanı, olan mı zamanı kullanır?” sorularının cevabını vermeden anlaşılmaz. Zaman, olana yataklık eder. Zamanın neyin olup olmayacağı ile ilgilenmemesi, olanın zamana ihtiyaç duyduğu düşüncesini geliştirir. Aralarındaki bu yakın ilişkide olanın, tam zamanında ve olma şartlarını bekleyerek oluştuğu algılandığında; hayatın işleyişini doğrudan etkileyen öğreti olacaktır. “Zaman, bekleyenleri tüketmek için değil, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/olan-zamanini-mi-bekler/">Olan, Zamanını mı Bekler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Olanın, zaman ile ilişkisi <em>-“Zaman mı olanı, olan mı zamanı kullanır?”</em> sorularının cevabını vermeden anlaşılmaz. Zaman, olana yataklık eder. Zamanın neyin olup olmayacağı ile ilgilenmemesi, olanın zamana ihtiyaç duyduğu düşüncesini geliştirir. Aralarındaki bu yakın ilişkide olanın<u>, tam zamanında</u> ve olma şartlarını bekleyerek oluştuğu algılandığında; hayatın işleyişini doğrudan etkileyen öğreti olacaktır.</p>
<p><em>“Zaman, bekleyenleri tüketmek için değil, olanın kabulünü kolaylaştırmak için akar”</em> kuramı, aslında dönüşme sürecidir de! Yaşam ile savaşmayı bırakıp olan ile zaman arasındaki görünmez aşka teslim olanlar, hayatın sunduğu her şimdiyi, olağan ve şölen duygusuyla hissederek yaşarlar. Geçmiş &#8211; şimdi &#8211; gelecek, bu şölende <em>“olana teslim” </em>olmayı daha kolay hale getirerek anlamını güçlendirir. Yaşamsal sistemin en önemli kuramı olan <em>“her şey tersiyle vardır”</em> ilkesi ile bütünleşerek yaşamın önemli öğretisi konumuna yükselir.</p>
<p>Zamanın hissedilmesiyle başlayan etkileşim, hayat ile olanın bağını güçlendirir. Zorluk olarak algılanmadan, zamanı beklemenin bir <u>hazırlanma süreci</u> olduğunu anlamak, hayat ile ilişkiyi farklı bir boyuta taşır. Akışa direnmeden, akışın neler getirebileceği öngörüsü ile <u>yaşamanın</u> hazzına varıldığında; yaşamla savaş azalır. Fırsatlar, biz ona “<u>hazır olduğumuzda</u>” kapımızı çaldığı inancı daha iyi algılanır. Eğer o kapı açılmıyorsa belki de hazırlıklar bitmemiştir, kim bilir? Elbette her olan, istediğimiz gibi olmayacaktır; bunun bir başarısızlık değil, <u>evrensel bir denge</u> olduğu kabulü kolay hale gelir. Hayat, her zaman iyi şeyler olacağı beklentisi ile acele edenlere değil, doğru zamanda doğru yerde olanlara kolaylaşacaktır. Bu kolaylığı algılamadan, zamana hakîm olma isteğinin gelişmesi, zaman ile gizli bir savaşın fitilini ateşleyerek; güç gösterisi arenasına döner. Ne yazık ki bu savaşın galibi, her zaman zamandır! O bildiği tarzda, aynı ritimde ve aynı sürede akmaya devam etmektedir. Neyin olacağını umursamadan, olanı olma sürecine ulaştırma görevindedir! Kimin beklediği ve kimin öne çekmek istediğini fark etmeden kendi akışındadır! Durdurmak isteyen de çıkacaktır, geri sarmak isteyen de, hızını artırmak isteyen de!</p>
<p><u>Mutlu olduğunda</u> zaman ile çatışan birini göremezsiniz; çünkü zamanın tüm enerjisinin kendine aktığı hissindedir. Sanki zaman, sadece kendine amadedir; oysaki o hissin zamanı bellidir, <u>bir süre</u> tanınmıştır. <em><u>“Her şey tersi ile birbirlerinin enerjisini doğurarak döngüdedir</u></em>” doğa kuralını hisseden insanlar, zamanı çok iyi kullanırlar. Zaman onları kullanmaz, akışın içinde taşır. Zamanın baş edilmez döngüsünün, farkındadırlar, asla çatışmaya girmezler. En küçük an olan “<em><u>şimdi</u></em>”yi doyasıya yaşar ve hissederler. Mutlu olduklarında mutsuzluğa doğru akan zamanın ilk anları, mutsuz olduklarında ise mutluluğa doğru akan zamanın ilk anları olduğunu çok iyi anlamışlardır. Hissedilen her yaşamsal durumu kabul ederler. Elbette kötü bir şeyin tadı olmayacaktır; ama o anların bile iyi bir şeyin olmasını <u>hazırladığı</u> algılanınca, yaşamın da, hayatın da, zamanın da, birbirleri ile çatışmadan aynı düzlem döngüsünde olmaya devam ettiği kabulünde olurlar.</p>
<p><em>–“Şu anda çok mutluyum!”</em> söyleminin muhatabı, zaman sanılsa da histir. His, zamanın şimdisinde gelmiş, zamanı kullanmıştır. Zaman, hissin düşünceye, oradan da duyguya evrilmesini sağlamıştır. Her insan, mutlu olduğunda zamanın durmasını ister. Koca değirmenin dişlileri arasında ufalanmadan her şimdiyi “olduğu gibi kabul” ederek, sunulan yaşamsal durumları kendine güç olarak katarak, aklı ve zekâsı ile çatışmayı önler. Hangi hissin ne zaman, nerede ve ne şekilde geleceğinin bilinememesinin, <u>kabul </u>de rolü büyüktür. Hissin denetlenememesi, sanki onu bağımsız kılmıştır; ama tetiklenme sebeplerinin hayatı tehdit etme derecesine gelebileceğini öngörmek gerekir. Önemli olan, <u>delibozuk </u>olanların farkına vararak, düşünceye evrilmesini <u>engelleyebilmek</u>tir. Hislerin ortaya çıkma nedenleri belli olmasa da “<em>tetikleyen dürtülerin olabileceği</em>” görüşü onları masum yapmaz.</p>
<p>Davranışların karakter, benlik ve kişilik donanımlarıyla kontrol altına alınabileceği öngörülse de davranışa giden yolun taşlarını döşeyen <u>“his – düşünce – duygu”</u> <u>çetesi</u>nin gücünü iyi tahlil etmek gerekecektir. “Şimdi”de hissedilen ve zaman tarafından sunulan his yoğunluğu, ruh ve bedene iyi gelme derecesinde ise zamana hükmetme isteği doğar. <em>–“Dursa da biraz daha hissetsem!”</em> gibi isteklerin muhatabı zaman değildir. Hissin baş döndüren bir hızla değişken olmasında zamanın rolü olmaz; çünkü his, zamanın yetişemeyeceği hızdadır.</p>
<p>Bir anda doğan mutluluk hissine kavuşmak isteğinin doğurduğu enerjinin gücü, hayatın hissedilmesinde büyük role sahiptir. Mutluluğun veya mutsuzluğun olma zamanını öngörmek kolay değildir. Hiçbir zaman “<em>Her şey zamanını mı bekler?”</em> sorusuna inanarak cevap verilmez; oysaki “<em>Her şey zamanını bekler.”,</em> <em>“Şartlar oluştuğu için olan olur.”</em> Bu iki <u>doğa kuralı</u>nın algılanması zor olsa da <em><u>“Her şey olduğu gibidir.”</u></em> ana kuralını, beslediği pek düşünülmez. Olana müdahale isteği, insanın en büyük istekleri arasındadır. Bu isteğin enerjisi çok şiddetlidir; ama sonuçta hissedilenin sadece “şimdi”de olma ve yapma olarak kalması moralleri bozacaktır. Olanın zamana ihtiyaç duyduğunu algılayabilme, olan ile zaman ilişkisini anlamayı kolaylaştırır!</p>
<p>Modern dünyanın getirdiği <em>&#8220;<u>hız</u>&#8221; ve &#8220;<u>hemen şimdi</u></em><u>&#8220;</u> çılgınlığı, hem sabırsızlık, hem de olanı öne çekme isteğini tetikler. Bu dinamikler, eski bir <em><u>“masal masalı”</u></em> gibi gelebilir; ancak hayatın kendi ritmine, doğaya ve insan psikolojisine biraz daha yakından baktığımızda, her oluşun arkasında <u>görünmez</u> bir saatin tiktaklarını fark ederiz. Acele ettiğimiz, zorladığımız, hemen olmasını istediğimiz şeylerin <u>zamanını beklediği</u> düşünülmez; ama erken koparılan meyvenin tadının neden buruk olduğunu anladığımızda, sistemin o <u>mutlak yasasıyla</u> yüzleşiriz; “<em><u>Her şey zamanını bekler.”</u></em></p>
<p>Zamanı anlamak için doğaya bakmamız gerekir. Bir tohum, toprağa düştüğü an filizlenir mi? Hayır. Önce karanlıkta kalması, soğuğu görmesi, uygun sıcaklığı ve nemi beklemesi gerekir. Köklenmenin ve filizlenmenin bir zamanı vardır. Ne kadar gübre dökerseniz dökün, bir kış ağacına ilkbaharı zorla getiremezsiniz. Ya da sonbaharın sararmış yapraklarını kendiliğinden döktüremezsiniz. Elbette sonbahardan önce zorla koparabilirsiniz; ama yaprağın yeşilini katleder, o muhteşem renge dönmüş ve kökünden kendi isteğiyle <u>toprağa kavuşma</u> dansını izleyemezsiniz! Yaprak, suyunu gövdeye ileterek sararınca düşmesi gerekiyordur, öyle kodlanmıştır kim bilir! Doğanın öğretisi, bize sabrın durağan bir bekleyiş değil <u>aktif bir hazırlık süreci</u> olduğunu öğretir. Tohum toprak altında boş durmaz; kök salar ve filizlenir. İşte hayatın dönüm noktaları da böyledir; istediğimiz bir iş, beklediğimiz bir yaşamsal durum ya da gerçekleştirmeyi arzuladığımız bir hayal, biz henüz onun sorumluluğunu taşıyacak olgunluğa erişmediğimiz için gecikiyordur, kim bilir!</p>
<p>Bir başarının, bir kavuşmanın ya da bir uyanışın gerçekleşmesi için sadece zamanın geçmesi yetmez; <u>şartların olgunlaşması</u>, ruhsal durumun hazır olması gerekecektir. Zamanın gelmesi, içsel hazırlık ile dışsal şartların mükemmel bir geometride kesişmesi demektir. Bazen bir şeylerin hayatımıza girmesi için ısrar eder, kapıları yumruklarız. Ancak <u>hazır olunmadan</u> elde edilen başarılar veya zamansız başlayan ilişkiler, genellikle aynı hızla yıkılır. Piyangodan büyük ikramiye kazanan insanların birkaç yıl içinde eskisinden daha fakir hale gelmesi, zamanından önce gelen gücün insanı nasıl ezdiğine harika bir örnektir.</p>
<p>Zaman, bizi koruyan bir filtre gibidir. Bekleme sürecinde yaşadığımız başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları, aslında bizi gelecekteki <em><u>&#8220;olana</u></em>&#8221; hazırlayan zımpara kağıtlarıdır. Geçmesi gereken zaman, bizi tembelliğe veya kaderciliğe itmemelidir. Bu, &#8220;<em>Hiçbir şey yapmadan bekle&#8221;</em> demek değildir; &#8220;<em>Sen üzerine düşeni yap, tohumu sula ve gerisini zamanın bilge akışına bırak</em>.&#8221; demektir.</p>
<p>Hayat, <u>kendi ritminde ve melodide</u> çalan bir senfonidir. Ne kadar hızlı çalınmasını istesek de şefin batonu indireceği <u>o doğru anı</u> beklemek zorundayız.</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/olan-zamanini-mi-bekler/">Olan, Zamanını mı Bekler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/olan-zamanini-mi-bekler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yusuf Özhan Tali: Oyunculuk Bir Varoluş Biçimi</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/yusuf-ozhan-tali-oyunculuk-bir-varolus-bicimi/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/yusuf-ozhan-tali-oyunculuk-bir-varolus-bicimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[M.Haluk YALÇINKAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 12:00:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf ozan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=68598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun zamandır Berlin Film Festivali&#8217;ne gidiyorum. Film festivaline giderken, film izlemekten fırsat bulduğum zamanlarda sinemayı Almanya&#8217;da yapan dostlarla tanışıyorum. Uzun zamandır tanıdığım Yusuf Özhan Tali&#8217;nin sinema çalışmalarını merak ediyordum  İstanbul&#8217;a, oradan Paris ve New York&#8217;a uzanan bir oyunculuk eğitimi yolculuğu var. Genç oyuncu Yusuf Özhan Tali, oyunculuğu yalnızca bir meslek değil, bir varoluş biçimi olarak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/yusuf-ozhan-tali-oyunculuk-bir-varolus-bicimi/">Yusuf Özhan Tali: Oyunculuk Bir Varoluş Biçimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır Berlin Film Festivali&#8217;ne gidiyorum. Film festivaline giderken, film izlemekten fırsat bulduğum zamanlarda sinemayı Almanya&#8217;da yapan dostlarla tanışıyorum. Uzun zamandır tanıdığım Yusuf Özhan Tali&#8217;nin sinema çalışmalarını merak ediyordum  İstanbul&#8217;a, oradan Paris ve New York&#8217;a uzanan bir oyunculuk eğitimi yolculuğu var.</p>
<p>Genç oyuncu Yusuf Özhan Tali, oyunculuğu yalnızca bir meslek değil, bir varoluş biçimi olarak tanımlıyor. Disiplinli eğitimi, uluslararası deneyimi ve sanata olan tutkusu ile dikkat çeken Tali ile oyunculuk serüvenini, çalışma yöntemlerini ve hedeflerini konuştuk.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Almanya&#8217;da yaşayan bir ailenin evladısın, Almanya&#8217;ya nasıl gelmişler? Türkiye&#8217;ye gidip geliyor musun?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Önce annem gelmiş, sonra babam gelmiş. Annem ev hanımı, babam ise taksi işletmeciliği yapıyor. Sık sık Türkiye&#8217;ye gidiyorum. Hatta orada Tiyatro Teras&#8217;ta eğitim almıştım.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Tiyatroya ve sinemaya ilgin nasıl başladı?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Çocukluğumdan beri film izlemeyi çok severim. Sanata hep ilgim vardı. 12–13 yaşlarında şiir yazıyordum, enstrümanlara ilgim vardı; saksafon ve bir dönem bağlama çaldım. Ama asıl olarak film sahnelerini evde tek başıma canlandırmaya çalışırdım. Hatta o dönemlerden videolarım bile var. Yani aslında oyunculuk benim için çok doğal bir süreçte başladı.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Berlin&#8217;de yaşayan bir Türk olarak oyunculuk eğitimlerini nerede aldın?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Oyunculuk hayatıma Berlin&#8217;de Tiyatrot&#8217;ta başladım. Sonra Christian Wewerka isimli hocanın Non Acting sınıfına dahil oldum. Berlin&#8217;den ayrılıp İstanbul&#8217;da 4 yıl boyunca Tiyatro Teras&#8217;ta ve 4 yıl tiyatrosunda sahne aldım. İstanbul&#8217;a gittim ve yaklaşık dört yıl orada yaşadım. Tiyatro Teras adlı bir okulda eğitim gördüm. Arnavut yönetmen Şükrü Çavuşel hem eğitim veriyordu hem de oyunlarında yer alma imkânı sunuyordu. Bu süreçte hem eğitim aldım hem sahneye çıktım.</p>
<p>Bu süreçten sonra Actors Studio hocalarından Jack Waltzer&#8217;in sınıfında çalışmaya hak kazandım. Burada gördüğüm eğitim çok önemliydi. Ustanın eğitimi ve orada bulunan öğrencilerle çalışmak çok özeldi. David Proval gibi bir oyuncuyla aynı sınıfta çalışmak çok eğiticiydi.</p>
<p>Son olarak Lee Strasberg Institute&#8217;un hocalarından, benim için değerli olan Lola Cohen ile hem Paris&#8217;te hem de New York&#8217;ta çalışmalarıma devam ettim ve hâlâ devam ediyorum</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Oyunculuk eğitiminde senin için önemli öğretmenlerinden bahseder misin?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Oyunculuk hayatımda çok önemli iki hocam daha var. Biri Los Angeles&#8217;ta yaşıyor, bir dönem Paris&#8217;te eğitim veriyordu ve Dustin Hoffman&#8217;ın da hocasıydı. Onunla uzun süre çalıştım. Diğeri ise Wolla Kohen; New York&#8217;tan gelip Paris&#8217;te eğitim veriyordu. Ona oyunculukta “anne” diye hitap ederim. Hâlâ zaman zaman New York&#8217;a gidip derslerine katılıyorum. Bu iki isim oyunculuğuma yön veren en önemli kişiler oldu.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Senin için en önemli sanat dalı, tiyatro mu, sinema mı?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Şu an daha çok sinemaya odaklanıyorum ama tiyatrodan tamamen kopmuş değilim. İleride tekrar sahneye dönmek istiyorum.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Kısa film çalışmalarından bahseder misin?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Evet, yaklaşık 4-5 kısa filmde yer aldım. Çoğunu Berlin&#8217;de çektik. Genelde bir projede çalıştıktan sonra diğer yönetmenler de benimle çalışmak istedi.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Rol model aldığın, beğendiğin oyuncular var mı?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Daniel Day-Lewis&#8217;e hayranım. Disiplini ve mütevazılığı çok etkileyici. Dustin Hoffman da öyle. Özellikle Midnight Cowboy filmindeki performansı beni çok etkilemiştir.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Bir role nasıl hazırlanıyorsun?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Her oyuncunun yöntemi farklıdır. Ben karakterimi mümkün olduğunca derinlemesine anlamaya çalışıyorum. Eğer karakterin yaşadığı bir deneyimi ben yaşamadıysam, onu gerçek hayatta deneyimlemeye çalışırım. Örneğin tekerlekli sandalyedeki bir karakteri oynayacaksam, o deneyimi bizzat yaşayıp bedenimle hissetmek isterim. Empatiyi sadece zihinsel değil, fiziksel olarak da kurmak gerektiğine inanıyorum.</p>
<ol>
<li><strong> Haluk Yalçınkaya:</strong> Hangi filmlerde rol aldın?</li>
</ol>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Tayfur Aydın&#8217;ın yönettiği Kirpilerin Savaşı, yer aldığım ilk filmdi. Uzun süre çalıştım, çekimden yaklaşık 5 ay önce Türkiye&#8217;ye gidip orada yaşamaya başladım. Amacım karakterin yaşadığı kültürü gerçekten hissetmekti. Ayrıca filmde bir köpekle özel bir bağ vardı; bu yüzden o köpekle vakit geçirip gerçek bir ilişki kurdum. Bu rol, diğerlerinden farklı olarak daha çok kendimle yüzleştiğim bir süreç oldu.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Kendinde öne çıkan özellikler neler?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> İngilizce, Almanca ve Türkçe biliyorum. Duygusal bir yapım var, bu da bazı karakterlerde derinleşmemi sağlıyor. Duyguyu kamera önünde yoğun şekilde ifade edebildiğimi düşünüyorum.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Sanatın başka alanlarıyla ilgileniyor musun?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Evet. Pandemi döneminde resim yapmaya başladım, özellikle yağlı boya çalışıyorum. Ayrıca dans etmeyi ve yazı yazmayı seviyorum. Bunların hepsi oyunculuğuma katkı sağlıyor. Hedefim dürüst bir sanatçı olmak. Bu dünyada biraz ışık bırakabilmek. Oyunculuk benim için bir meslekten öte, varoluşsal bir ihtiyaç.</p>
<p>Berlin soğuk Şubat&#8217;ında Postdamar Platz&#8217;da bu güzel hoş sohbet için Yusuf Özhan Tali&#8217;ye teşekkür ederim. İyi Seyirler.</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/yusufozan.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-68601" src="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/yusufozan.jpg" alt="" width="621" height="415" srcset="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/yusufozan.jpg 720w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/yusufozan-300x200.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 621px) 100vw, 621px" /></a></p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/berlin2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-68600" src="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/berlin2.jpg" alt="" width="616" height="472" srcset="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/berlin2.jpg 616w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/berlin2-300x230.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 616px) 100vw, 616px" /></a></p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/yusuf-ozhan-tali-oyunculuk-bir-varolus-bicimi/">Yusuf Özhan Tali: Oyunculuk Bir Varoluş Biçimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/yusuf-ozhan-tali-oyunculuk-bir-varolus-bicimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Festival De Cannes&#8217;ten notlar&#8230;</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/festival-de-cannesten-notlar/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/festival-de-cannesten-notlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[M.Haluk YALÇINKAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 11:54:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[festival de cannes]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=68594</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cannes film festivali, yaz ayının başlangıcı sayılan Mayıs ayının o ılık günlerinde başlar. Fransız rivierasının bu güzel şehrinde sokaklarda parfüm kokuları hakim olurken, harika kıyafetler giyen güzel kadınlar ve smokinler içinde gezen erkeklerin sahil boyunda sinema salonlarına koşuşturmasını seyredersiniz. Hatta sinema salonu girişinde &#8220;Davetiye/ İnvitation&#8221; yazılı pankartlar ile davetiye rica eden insanları görmenizde mümkündür. Benim [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/festival-de-cannesten-notlar/">Festival De Cannes&#8217;ten notlar&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cannes film festivali, yaz ayının başlangıcı sayılan Mayıs ayının o ılık günlerinde başlar.</p>
<p>Fransız rivierasının bu güzel şehrinde sokaklarda parfüm kokuları hakim olurken, harika kıyafetler giyen güzel kadınlar ve smokinler içinde gezen erkeklerin sahil boyunda sinema salonlarına koşuşturmasını seyredersiniz. Hatta sinema salonu girişinde &#8220;Davetiye/ İnvitation&#8221; yazılı pankartlar ile davetiye rica eden insanları görmenizde mümkündür.</p>
<p>Benim için en güzeli o sinema salonuna girdikten sonra başlar, film oynamaya başladığı an sinemanın büyülü dünyasının bir parçası olursunuz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>12-23 Mayıs 2026 tarihinde 79. Cannes Film Festivali gerçekleşti. Gene harika filmler gösterime girdi. Başarılı yönetmenlerin filmleri yarıştı bazı filmler dünya prömiyerini yaptı. Aslında Cannes film festivali, Berlin film festivali, Venedik ve Black Night film festivalinde gösterime giren filmler, Oscar ödül törenine kadar bir çok film festivalinde vizyona girerler. Bu festivaller filmlerin başlangıç noktasıdır. 2026 yılında, dünyadan ve Türkiye’den bir çok ünlü  yönetmen, oyuncu ve yapımcı Cannes film festivalinde buluştular.</p>
<p><strong>Türk Sineması Kataloğu</strong></p>
<p>Şimdi içime dert olan bir iki konu var. Onlardan bahsetmek istiyorum. Sinema genel müdürlüğü uzun zamandır, dünyanın önemli festivallerine katılırken, Türk vatandaşı yönetmen ve sinemacıları dünya ya tanıtmak için her festival için Türk sineması ile ilgili bir film katalogu çalışması yapıyor.</p>
<p>Bu katalog çalışması, festival başlamadan belli bir süre önce duyurular yapılır ve bu kataloga film çeken çoğu yönetmenin filmi dahil edilir. Bir nevi o zamanın bir belleği olur. Bu kataloga dahil olmak için bir seçki ya da yarışma yoktur. Bu kataloga dahil olan çekilmiş iyi film demek değildir ama kötü film demek de değildir. Sadece ana kural sadece Türk filmi olmasıdır, bazı filmler dahil edilmediği de olabiliyor. Ama bu başka bir şeydir.</p>
<p><strong>Cannes Film Market</strong></p>
<p>İkinci konu ise, Cannes yarışması hakkında bilgi vereyim, Film markete seçilmek Cannes ana yarışmasına seçilmek değildir. Ayrıca Cannes’te &#8220;Festival de Cannes” ana yarışma diğer Cannes Film Market diye reklam edilen yarışmalar &#8220;Festival de Cannes” değildir. &#8220;Marche du Film&#8221; seçilen filmler satış için tavsiye edilen filmlerdir, yarışma filmleri değildir.</p>
<p><strong>Sakıp Ağa&#8217;nın Ritz Carlton Sohbetleri  ve Ercan abi</strong></p>
<p>Gelelim Ritz Carlton otel’in Türk sineması sanatçıları ve emekçileri için önemini belirtmek  isterim. Ama önce, Cannes’te değerli isim Ercan Tekin ile tanışıklığımdan ve sohbetlerimizdeki anılarından bahsetmek istiyorum. Kim derseniz anlatayım; Cannes film festivalinin binasının inşaatında çalışmış yaklaşık 48 yıldır Cannes’te oturan yaşayan hatta Cannes’e gelen ilk türk olarak kendini ifade eden gurbetçi abimiz.</p>
<p>Bana Ritz Carlton anılarını anlattı. Ercan abi Cannes’te uzun yıllar restaurant işletmeciliği yapmış. Sakıp Sabancı Cannes’teki mütevazi apartman dairesine geldiği zaman ise şoförlüğünü yapmış ve  gerek Sabancı gerek sinemacılar ile hasbıhal eden bir isim.</p>
<p>Sakıp ağa ile olan anılarından bahsederken. “Sakıp ağa festival zamanı her gece. Ritz Carlton otelin roof katında tüm sinemacıları davet ederdi. Sanattan ve sinemadan konuşurlardı. Sakıp ağa vefat ettikten sonra Türkiye&#8217;den kimse gelip böyle etkinlikler yapmadı” dedi. Savaş Ay gelir röportajlar yapardı.1988 yılında  Orhan Oğuz festivalde “Her şeye rağmen” filmi ile gençlik ödülü almıştı.</p>
<p><strong>Cansel Elçin ve Sakıp Sabancı</strong></p>
<p>Paris’te hayatının çoğunu geçiren değerli oyuncu Cansel Elçin sohbetlerimizde ise Cannes Ritz Carlton roof’unda sanat gecelerinden bahsetmişti. “Ben o zamanlar gençtim, Sakıp Sabancı babamın arkadaşı idi ve beni de çağırırdı bu sohbetlere, bu sohbetler sinemayı sevmemde önemli rol oynar, benim için değerli anılar” diye bahsetmişti. Bur da bahsetmeden geçemeyeceğim, eşi Zeynep Tuğçe Bayat ise İspanya’da dizilerde oynamış sinema sanatına emek veren bir sanatçıdır. Şimdi Cansel Elçin in yeni çalışmalara başladığı projeyi merak ile bekliyorum.</p>
<p><strong> </strong><strong>Türk Invites You</strong></p>
<p>Sinema genel müdürlüğü Ritz Carlton otelde “Rüya” adlı restaurantında “Türk Invites You” adı ile dünya sinemacılarını Türkiye&#8217;de film çekmelerini tavsiye etmek için bir etkinlik düzenlendi. Genellikle Cannes’te bu tür etkinlikler verilir, dünya sinemacılarını birbiri ile tanışıp network yapmaları yeni projelere destekler sağlanır. Türkiye için önemli bir yerde yapıldı. Ritz Carlton otel bünyesinde  yeni açılan  “Rüya” Restaurant Hotel’de Türk mutfağını tanıtan restaurant Umut Özkanca tarafında kuruldu ve açıldı. Gelelim bu seneki sinema genel müdürlüğü etkinliğine, harika bir çalışma Türkiye’ye dünya sinemacılarını ülkemizde film çekmek için çağırma fikrine, bu projeden en çok emeği geçen Birol Güven’i tebrik ederim. Ama bu etkinlik neden Türk Pavillon’unda yapılmadı. Neden Türkiye’den gelen sadece oyunculardı en azından ben basında onu gördüm. Türkiye iş yapan dünya da iş yapan uluslararası beğeni toplayan yönetmen ve oyuncular var. Diğer ülkelerin sinemacıları  ve  her farklı görüşe sahip Türk yönetmenin o resepsiyon’da olmalı idi. Her yönetmen, sinemacı aynı görüşe sahip olmayabilir. Önemli olan zaten sanatın kapsayıclığı değil mi ? Tarihten ders çıkarmalı her görüşe saygı duymalı ve sanata hizmet eden herkesi dinlemeliyiz. Dinlemek demek kabul etmek demek değil. Zaten sanatın güzelliği çok seslilik ve çok renklilik değil mi?</p>
<p>Bu sene kırmızı halıda kıyafetlerdeki sert yasakları konuşuldu. Transparan kıyafet ve selfi yasağı ve smokin ve kadınlarda tuvalet zorunluluğu. Ama benim anlamadığım, Cannes film festivalinde yıllardır bu tür kuralları var. Özellikle prömiyer filmlerinde “drees code“ hep vardı. Ben bel fıtığı olduğum sene smokin ile filmlere girerken o güzelim smokin ile kaldırımda ya da sırada beklerken oturmaya çalışırdım ama kuralara uyardım.</p>
<p>Fransa’da sanata verilen değer hiçbir ülkede bulunmaz, bu sinemaya ve sinemacıya saygıdır.</p>
<p>Fransa’da sanat her şeyini başında gelir ve sanat ile uğraşanlara ekstra değer verirler.</p>
<p><strong> </strong><strong>Film Festivallerinde alkışlanma olayı</strong></p>
<p>Son bir şey daha yazıma not düşmek isterim. Cannes’te filmlerin alkışlanmasının dakikasının sayılması bence çok ayıp bir durum. Çünkü festivallerde “inermisin?, çıkarmısın?” yarışması gibi kimin filmi çok alkış almış/almamış diye bir kriter yok. Film seyircisinin alkışına göre değerlendirilen bir yarışma değil. Bu arada kendini sinema yazarı diye tanımlayan Türk gazeteciler yurt dışı film festivalerinde; &#8220;kaç dakika alkışlandı diye yazalım&#8221; diye pazarlık konuşmalarını üzülerek duymuştum ve üzüldüm. Sinema bu kadar ucuz değildir. İyi Seyirler…</p>
<ol start="79">
<li>Cannes Film Festivali Ödül Alan Eserler ve Sanatçılar ;</li>
</ol>
<p>Palme d’Or (Best film) → Fjord</p>
<p>The Grand Prix              → Minotaur</p>
<p>Jury Prize                        → Das Geträumte Abenteuer</p>
<p>Best director           → Javier Calvo &amp; Javier Ambrossi (La bola negra), Paweł Pawlikowski (Fatherland)</p>
<p>En Iyi Kadın Oyuncu      → Virginie Efira &amp; Tao Okamoto (All of a Sudden)</p>
<p>En Iyi Erkek Oyuncu       → Emmanuel Macchia &amp; Valentin Campagne (Coward)</p>
<p>En Iyi Senaryo              → Notre Salut</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/festivaldecannes.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-68595" src="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/festivaldecannes.jpg" alt="" width="794" height="523" srcset="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/festivaldecannes.jpg 794w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/festivaldecannes-300x198.jpg 300w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/festivaldecannes-768x506.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 794px) 100vw, 794px" /></a></p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/festival-de-cannesten-notlar/">Festival De Cannes&#8217;ten notlar&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/festival-de-cannesten-notlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
