
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YAZARLAR | Bella Türkiye</title>
	<atom:link href="https://www.bellaturkiye.com/yazarlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bellaturkiye.com/yazarlar/</link>
	<description>Magazin, Kültür Sanat ve Televizyon</description>
	<lastBuildDate>Thu, 18 Jun 2026 14:04:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2023/06/cropped-favicon-32x32.png</url>
	<title>YAZARLAR | Bella Türkiye</title>
	<link>https://www.bellaturkiye.com/yazarlar/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Olan, Zamanını mı Bekler?</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/olan-zamanini-mi-bekler/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/olan-zamanini-mi-bekler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet BAYINDIR]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2026 14:04:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=68859</guid>

					<description><![CDATA[<p>Olanın, zaman ile ilişkisi -“Zaman mı olanı, olan mı zamanı kullanır?” sorularının cevabını vermeden anlaşılmaz. Zaman, olana yataklık eder. Zamanın neyin olup olmayacağı ile ilgilenmemesi, olanın zamana ihtiyaç duyduğu düşüncesini geliştirir. Aralarındaki bu yakın ilişkide olanın, tam zamanında ve olma şartlarını bekleyerek oluştuğu algılandığında; hayatın işleyişini doğrudan etkileyen öğreti olacaktır. “Zaman, bekleyenleri tüketmek için değil, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/olan-zamanini-mi-bekler/">Olan, Zamanını mı Bekler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Olanın, zaman ile ilişkisi <em>-“Zaman mı olanı, olan mı zamanı kullanır?”</em> sorularının cevabını vermeden anlaşılmaz. Zaman, olana yataklık eder. Zamanın neyin olup olmayacağı ile ilgilenmemesi, olanın zamana ihtiyaç duyduğu düşüncesini geliştirir. Aralarındaki bu yakın ilişkide olanın<u>, tam zamanında</u> ve olma şartlarını bekleyerek oluştuğu algılandığında; hayatın işleyişini doğrudan etkileyen öğreti olacaktır.</p>
<p><em>“Zaman, bekleyenleri tüketmek için değil, olanın kabulünü kolaylaştırmak için akar”</em> kuramı, aslında dönüşme sürecidir de! Yaşam ile savaşmayı bırakıp olan ile zaman arasındaki görünmez aşka teslim olanlar, hayatın sunduğu her şimdiyi, olağan ve şölen duygusuyla hissederek yaşarlar. Geçmiş &#8211; şimdi &#8211; gelecek, bu şölende <em>“olana teslim” </em>olmayı daha kolay hale getirerek anlamını güçlendirir. Yaşamsal sistemin en önemli kuramı olan <em>“her şey tersiyle vardır”</em> ilkesi ile bütünleşerek yaşamın önemli öğretisi konumuna yükselir.</p>
<p>Zamanın hissedilmesiyle başlayan etkileşim, hayat ile olanın bağını güçlendirir. Zorluk olarak algılanmadan, zamanı beklemenin bir <u>hazırlanma süreci</u> olduğunu anlamak, hayat ile ilişkiyi farklı bir boyuta taşır. Akışa direnmeden, akışın neler getirebileceği öngörüsü ile <u>yaşamanın</u> hazzına varıldığında; yaşamla savaş azalır. Fırsatlar, biz ona “<u>hazır olduğumuzda</u>” kapımızı çaldığı inancı daha iyi algılanır. Eğer o kapı açılmıyorsa belki de hazırlıklar bitmemiştir, kim bilir? Elbette her olan, istediğimiz gibi olmayacaktır; bunun bir başarısızlık değil, <u>evrensel bir denge</u> olduğu kabulü kolay hale gelir. Hayat, her zaman iyi şeyler olacağı beklentisi ile acele edenlere değil, doğru zamanda doğru yerde olanlara kolaylaşacaktır. Bu kolaylığı algılamadan, zamana hakîm olma isteğinin gelişmesi, zaman ile gizli bir savaşın fitilini ateşleyerek; güç gösterisi arenasına döner. Ne yazık ki bu savaşın galibi, her zaman zamandır! O bildiği tarzda, aynı ritimde ve aynı sürede akmaya devam etmektedir. Neyin olacağını umursamadan, olanı olma sürecine ulaştırma görevindedir! Kimin beklediği ve kimin öne çekmek istediğini fark etmeden kendi akışındadır! Durdurmak isteyen de çıkacaktır, geri sarmak isteyen de, hızını artırmak isteyen de!</p>
<p><u>Mutlu olduğunda</u> zaman ile çatışan birini göremezsiniz; çünkü zamanın tüm enerjisinin kendine aktığı hissindedir. Sanki zaman, sadece kendine amadedir; oysaki o hissin zamanı bellidir, <u>bir süre</u> tanınmıştır. <em><u>“Her şey tersi ile birbirlerinin enerjisini doğurarak döngüdedir</u></em>” doğa kuralını hisseden insanlar, zamanı çok iyi kullanırlar. Zaman onları kullanmaz, akışın içinde taşır. Zamanın baş edilmez döngüsünün, farkındadırlar, asla çatışmaya girmezler. En küçük an olan “<em><u>şimdi</u></em>”yi doyasıya yaşar ve hissederler. Mutlu olduklarında mutsuzluğa doğru akan zamanın ilk anları, mutsuz olduklarında ise mutluluğa doğru akan zamanın ilk anları olduğunu çok iyi anlamışlardır. Hissedilen her yaşamsal durumu kabul ederler. Elbette kötü bir şeyin tadı olmayacaktır; ama o anların bile iyi bir şeyin olmasını <u>hazırladığı</u> algılanınca, yaşamın da, hayatın da, zamanın da, birbirleri ile çatışmadan aynı düzlem döngüsünde olmaya devam ettiği kabulünde olurlar.</p>
<p><em>–“Şu anda çok mutluyum!”</em> söyleminin muhatabı, zaman sanılsa da histir. His, zamanın şimdisinde gelmiş, zamanı kullanmıştır. Zaman, hissin düşünceye, oradan da duyguya evrilmesini sağlamıştır. Her insan, mutlu olduğunda zamanın durmasını ister. Koca değirmenin dişlileri arasında ufalanmadan her şimdiyi “olduğu gibi kabul” ederek, sunulan yaşamsal durumları kendine güç olarak katarak, aklı ve zekâsı ile çatışmayı önler. Hangi hissin ne zaman, nerede ve ne şekilde geleceğinin bilinememesinin, <u>kabul </u>de rolü büyüktür. Hissin denetlenememesi, sanki onu bağımsız kılmıştır; ama tetiklenme sebeplerinin hayatı tehdit etme derecesine gelebileceğini öngörmek gerekir. Önemli olan, <u>delibozuk </u>olanların farkına vararak, düşünceye evrilmesini <u>engelleyebilmek</u>tir. Hislerin ortaya çıkma nedenleri belli olmasa da “<em>tetikleyen dürtülerin olabileceği</em>” görüşü onları masum yapmaz.</p>
<p>Davranışların karakter, benlik ve kişilik donanımlarıyla kontrol altına alınabileceği öngörülse de davranışa giden yolun taşlarını döşeyen <u>“his – düşünce – duygu”</u> <u>çetesi</u>nin gücünü iyi tahlil etmek gerekecektir. “Şimdi”de hissedilen ve zaman tarafından sunulan his yoğunluğu, ruh ve bedene iyi gelme derecesinde ise zamana hükmetme isteği doğar. <em>–“Dursa da biraz daha hissetsem!”</em> gibi isteklerin muhatabı zaman değildir. Hissin baş döndüren bir hızla değişken olmasında zamanın rolü olmaz; çünkü his, zamanın yetişemeyeceği hızdadır.</p>
<p>Bir anda doğan mutluluk hissine kavuşmak isteğinin doğurduğu enerjinin gücü, hayatın hissedilmesinde büyük role sahiptir. Mutluluğun veya mutsuzluğun olma zamanını öngörmek kolay değildir. Hiçbir zaman “<em>Her şey zamanını mı bekler?”</em> sorusuna inanarak cevap verilmez; oysaki “<em>Her şey zamanını bekler.”,</em> <em>“Şartlar oluştuğu için olan olur.”</em> Bu iki <u>doğa kuralı</u>nın algılanması zor olsa da <em><u>“Her şey olduğu gibidir.”</u></em> ana kuralını, beslediği pek düşünülmez. Olana müdahale isteği, insanın en büyük istekleri arasındadır. Bu isteğin enerjisi çok şiddetlidir; ama sonuçta hissedilenin sadece “şimdi”de olma ve yapma olarak kalması moralleri bozacaktır. Olanın zamana ihtiyaç duyduğunu algılayabilme, olan ile zaman ilişkisini anlamayı kolaylaştırır!</p>
<p>Modern dünyanın getirdiği <em>&#8220;<u>hız</u>&#8221; ve &#8220;<u>hemen şimdi</u></em><u>&#8220;</u> çılgınlığı, hem sabırsızlık, hem de olanı öne çekme isteğini tetikler. Bu dinamikler, eski bir <em><u>“masal masalı”</u></em> gibi gelebilir; ancak hayatın kendi ritmine, doğaya ve insan psikolojisine biraz daha yakından baktığımızda, her oluşun arkasında <u>görünmez</u> bir saatin tiktaklarını fark ederiz. Acele ettiğimiz, zorladığımız, hemen olmasını istediğimiz şeylerin <u>zamanını beklediği</u> düşünülmez; ama erken koparılan meyvenin tadının neden buruk olduğunu anladığımızda, sistemin o <u>mutlak yasasıyla</u> yüzleşiriz; “<em><u>Her şey zamanını bekler.”</u></em></p>
<p>Zamanı anlamak için doğaya bakmamız gerekir. Bir tohum, toprağa düştüğü an filizlenir mi? Hayır. Önce karanlıkta kalması, soğuğu görmesi, uygun sıcaklığı ve nemi beklemesi gerekir. Köklenmenin ve filizlenmenin bir zamanı vardır. Ne kadar gübre dökerseniz dökün, bir kış ağacına ilkbaharı zorla getiremezsiniz. Ya da sonbaharın sararmış yapraklarını kendiliğinden döktüremezsiniz. Elbette sonbahardan önce zorla koparabilirsiniz; ama yaprağın yeşilini katleder, o muhteşem renge dönmüş ve kökünden kendi isteğiyle <u>toprağa kavuşma</u> dansını izleyemezsiniz! Yaprak, suyunu gövdeye ileterek sararınca düşmesi gerekiyordur, öyle kodlanmıştır kim bilir! Doğanın öğretisi, bize sabrın durağan bir bekleyiş değil <u>aktif bir hazırlık süreci</u> olduğunu öğretir. Tohum toprak altında boş durmaz; kök salar ve filizlenir. İşte hayatın dönüm noktaları da böyledir; istediğimiz bir iş, beklediğimiz bir yaşamsal durum ya da gerçekleştirmeyi arzuladığımız bir hayal, biz henüz onun sorumluluğunu taşıyacak olgunluğa erişmediğimiz için gecikiyordur, kim bilir!</p>
<p>Bir başarının, bir kavuşmanın ya da bir uyanışın gerçekleşmesi için sadece zamanın geçmesi yetmez; <u>şartların olgunlaşması</u>, ruhsal durumun hazır olması gerekecektir. Zamanın gelmesi, içsel hazırlık ile dışsal şartların mükemmel bir geometride kesişmesi demektir. Bazen bir şeylerin hayatımıza girmesi için ısrar eder, kapıları yumruklarız. Ancak <u>hazır olunmadan</u> elde edilen başarılar veya zamansız başlayan ilişkiler, genellikle aynı hızla yıkılır. Piyangodan büyük ikramiye kazanan insanların birkaç yıl içinde eskisinden daha fakir hale gelmesi, zamanından önce gelen gücün insanı nasıl ezdiğine harika bir örnektir.</p>
<p>Zaman, bizi koruyan bir filtre gibidir. Bekleme sürecinde yaşadığımız başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları, aslında bizi gelecekteki <em><u>&#8220;olana</u></em>&#8221; hazırlayan zımpara kağıtlarıdır. Geçmesi gereken zaman, bizi tembelliğe veya kaderciliğe itmemelidir. Bu, &#8220;<em>Hiçbir şey yapmadan bekle&#8221;</em> demek değildir; &#8220;<em>Sen üzerine düşeni yap, tohumu sula ve gerisini zamanın bilge akışına bırak</em>.&#8221; demektir.</p>
<p>Hayat, <u>kendi ritminde ve melodide</u> çalan bir senfonidir. Ne kadar hızlı çalınmasını istesek de şefin batonu indireceği <u>o doğru anı</u> beklemek zorundayız.</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/olan-zamanini-mi-bekler/">Olan, Zamanını mı Bekler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/olan-zamanini-mi-bekler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yusuf Özhan Tali: Oyunculuk Bir Varoluş Biçimi</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/yusuf-ozhan-tali-oyunculuk-bir-varolus-bicimi/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/yusuf-ozhan-tali-oyunculuk-bir-varolus-bicimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[M.Haluk YALÇINKAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 12:00:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf ozan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=68598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun zamandır Berlin Film Festivali&#8217;ne gidiyorum. Film festivaline giderken, film izlemekten fırsat bulduğum zamanlarda sinemayı Almanya&#8217;da yapan dostlarla tanışıyorum. Uzun zamandır tanıdığım Yusuf Özhan Tali&#8217;nin sinema çalışmalarını merak ediyordum  İstanbul&#8217;a, oradan Paris ve New York&#8217;a uzanan bir oyunculuk eğitimi yolculuğu var. Genç oyuncu Yusuf Özhan Tali, oyunculuğu yalnızca bir meslek değil, bir varoluş biçimi olarak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/yusuf-ozhan-tali-oyunculuk-bir-varolus-bicimi/">Yusuf Özhan Tali: Oyunculuk Bir Varoluş Biçimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır Berlin Film Festivali&#8217;ne gidiyorum. Film festivaline giderken, film izlemekten fırsat bulduğum zamanlarda sinemayı Almanya&#8217;da yapan dostlarla tanışıyorum. Uzun zamandır tanıdığım Yusuf Özhan Tali&#8217;nin sinema çalışmalarını merak ediyordum  İstanbul&#8217;a, oradan Paris ve New York&#8217;a uzanan bir oyunculuk eğitimi yolculuğu var.</p>
<p>Genç oyuncu Yusuf Özhan Tali, oyunculuğu yalnızca bir meslek değil, bir varoluş biçimi olarak tanımlıyor. Disiplinli eğitimi, uluslararası deneyimi ve sanata olan tutkusu ile dikkat çeken Tali ile oyunculuk serüvenini, çalışma yöntemlerini ve hedeflerini konuştuk.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Almanya&#8217;da yaşayan bir ailenin evladısın, Almanya&#8217;ya nasıl gelmişler? Türkiye&#8217;ye gidip geliyor musun?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Önce annem gelmiş, sonra babam gelmiş. Annem ev hanımı, babam ise taksi işletmeciliği yapıyor. Sık sık Türkiye&#8217;ye gidiyorum. Hatta orada Tiyatro Teras&#8217;ta eğitim almıştım.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Tiyatroya ve sinemaya ilgin nasıl başladı?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Çocukluğumdan beri film izlemeyi çok severim. Sanata hep ilgim vardı. 12–13 yaşlarında şiir yazıyordum, enstrümanlara ilgim vardı; saksafon ve bir dönem bağlama çaldım. Ama asıl olarak film sahnelerini evde tek başıma canlandırmaya çalışırdım. Hatta o dönemlerden videolarım bile var. Yani aslında oyunculuk benim için çok doğal bir süreçte başladı.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Berlin&#8217;de yaşayan bir Türk olarak oyunculuk eğitimlerini nerede aldın?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Oyunculuk hayatıma Berlin&#8217;de Tiyatrot&#8217;ta başladım. Sonra Christian Wewerka isimli hocanın Non Acting sınıfına dahil oldum. Berlin&#8217;den ayrılıp İstanbul&#8217;da 4 yıl boyunca Tiyatro Teras&#8217;ta ve 4 yıl tiyatrosunda sahne aldım. İstanbul&#8217;a gittim ve yaklaşık dört yıl orada yaşadım. Tiyatro Teras adlı bir okulda eğitim gördüm. Arnavut yönetmen Şükrü Çavuşel hem eğitim veriyordu hem de oyunlarında yer alma imkânı sunuyordu. Bu süreçte hem eğitim aldım hem sahneye çıktım.</p>
<p>Bu süreçten sonra Actors Studio hocalarından Jack Waltzer&#8217;in sınıfında çalışmaya hak kazandım. Burada gördüğüm eğitim çok önemliydi. Ustanın eğitimi ve orada bulunan öğrencilerle çalışmak çok özeldi. David Proval gibi bir oyuncuyla aynı sınıfta çalışmak çok eğiticiydi.</p>
<p>Son olarak Lee Strasberg Institute&#8217;un hocalarından, benim için değerli olan Lola Cohen ile hem Paris&#8217;te hem de New York&#8217;ta çalışmalarıma devam ettim ve hâlâ devam ediyorum</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Oyunculuk eğitiminde senin için önemli öğretmenlerinden bahseder misin?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Oyunculuk hayatımda çok önemli iki hocam daha var. Biri Los Angeles&#8217;ta yaşıyor, bir dönem Paris&#8217;te eğitim veriyordu ve Dustin Hoffman&#8217;ın da hocasıydı. Onunla uzun süre çalıştım. Diğeri ise Wolla Kohen; New York&#8217;tan gelip Paris&#8217;te eğitim veriyordu. Ona oyunculukta “anne” diye hitap ederim. Hâlâ zaman zaman New York&#8217;a gidip derslerine katılıyorum. Bu iki isim oyunculuğuma yön veren en önemli kişiler oldu.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Senin için en önemli sanat dalı, tiyatro mu, sinema mı?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Şu an daha çok sinemaya odaklanıyorum ama tiyatrodan tamamen kopmuş değilim. İleride tekrar sahneye dönmek istiyorum.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Kısa film çalışmalarından bahseder misin?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Evet, yaklaşık 4-5 kısa filmde yer aldım. Çoğunu Berlin&#8217;de çektik. Genelde bir projede çalıştıktan sonra diğer yönetmenler de benimle çalışmak istedi.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Rol model aldığın, beğendiğin oyuncular var mı?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Daniel Day-Lewis&#8217;e hayranım. Disiplini ve mütevazılığı çok etkileyici. Dustin Hoffman da öyle. Özellikle Midnight Cowboy filmindeki performansı beni çok etkilemiştir.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Bir role nasıl hazırlanıyorsun?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Her oyuncunun yöntemi farklıdır. Ben karakterimi mümkün olduğunca derinlemesine anlamaya çalışıyorum. Eğer karakterin yaşadığı bir deneyimi ben yaşamadıysam, onu gerçek hayatta deneyimlemeye çalışırım. Örneğin tekerlekli sandalyedeki bir karakteri oynayacaksam, o deneyimi bizzat yaşayıp bedenimle hissetmek isterim. Empatiyi sadece zihinsel değil, fiziksel olarak da kurmak gerektiğine inanıyorum.</p>
<ol>
<li><strong> Haluk Yalçınkaya:</strong> Hangi filmlerde rol aldın?</li>
</ol>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Tayfur Aydın&#8217;ın yönettiği Kirpilerin Savaşı, yer aldığım ilk filmdi. Uzun süre çalıştım, çekimden yaklaşık 5 ay önce Türkiye&#8217;ye gidip orada yaşamaya başladım. Amacım karakterin yaşadığı kültürü gerçekten hissetmekti. Ayrıca filmde bir köpekle özel bir bağ vardı; bu yüzden o köpekle vakit geçirip gerçek bir ilişki kurdum. Bu rol, diğerlerinden farklı olarak daha çok kendimle yüzleştiğim bir süreç oldu.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Kendinde öne çıkan özellikler neler?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> İngilizce, Almanca ve Türkçe biliyorum. Duygusal bir yapım var, bu da bazı karakterlerde derinleşmemi sağlıyor. Duyguyu kamera önünde yoğun şekilde ifade edebildiğimi düşünüyorum.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Sanatın başka alanlarıyla ilgileniyor musun?</strong></p>
<p><strong>Yusuf Özhan Tali:</strong> Evet. Pandemi döneminde resim yapmaya başladım, özellikle yağlı boya çalışıyorum. Ayrıca dans etmeyi ve yazı yazmayı seviyorum. Bunların hepsi oyunculuğuma katkı sağlıyor. Hedefim dürüst bir sanatçı olmak. Bu dünyada biraz ışık bırakabilmek. Oyunculuk benim için bir meslekten öte, varoluşsal bir ihtiyaç.</p>
<p>Berlin soğuk Şubat&#8217;ında Postdamar Platz&#8217;da bu güzel hoş sohbet için Yusuf Özhan Tali&#8217;ye teşekkür ederim. İyi Seyirler.</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/yusufozan.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-68601" src="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/yusufozan.jpg" alt="" width="621" height="415" srcset="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/yusufozan.jpg 720w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/yusufozan-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 621px) 100vw, 621px" /></a></p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/berlin2.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-68600" src="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/berlin2.jpg" alt="" width="616" height="472" srcset="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/berlin2.jpg 616w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/berlin2-300x230.jpg 300w" sizes="(max-width: 616px) 100vw, 616px" /></a></p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/yusuf-ozhan-tali-oyunculuk-bir-varolus-bicimi/">Yusuf Özhan Tali: Oyunculuk Bir Varoluş Biçimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/yusuf-ozhan-tali-oyunculuk-bir-varolus-bicimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Festival De Cannes&#8217;ten notlar&#8230;</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/festival-de-cannesten-notlar/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/festival-de-cannesten-notlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[M.Haluk YALÇINKAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 11:54:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[festival de cannes]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=68594</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cannes film festivali, yaz ayının başlangıcı sayılan Mayıs ayının o ılık günlerinde başlar. Fransız rivierasının bu güzel şehrinde sokaklarda parfüm kokuları hakim olurken, harika kıyafetler giyen güzel kadınlar ve smokinler içinde gezen erkeklerin sahil boyunda sinema salonlarına koşuşturmasını seyredersiniz. Hatta sinema salonu girişinde &#8220;Davetiye/ İnvitation&#8221; yazılı pankartlar ile davetiye rica eden insanları görmenizde mümkündür. Benim [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/festival-de-cannesten-notlar/">Festival De Cannes&#8217;ten notlar&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cannes film festivali, yaz ayının başlangıcı sayılan Mayıs ayının o ılık günlerinde başlar.</p>
<p>Fransız rivierasının bu güzel şehrinde sokaklarda parfüm kokuları hakim olurken, harika kıyafetler giyen güzel kadınlar ve smokinler içinde gezen erkeklerin sahil boyunda sinema salonlarına koşuşturmasını seyredersiniz. Hatta sinema salonu girişinde &#8220;Davetiye/ İnvitation&#8221; yazılı pankartlar ile davetiye rica eden insanları görmenizde mümkündür.</p>
<p>Benim için en güzeli o sinema salonuna girdikten sonra başlar, film oynamaya başladığı an sinemanın büyülü dünyasının bir parçası olursunuz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>12-23 Mayıs 2026 tarihinde 79. Cannes Film Festivali gerçekleşti. Gene harika filmler gösterime girdi. Başarılı yönetmenlerin filmleri yarıştı bazı filmler dünya prömiyerini yaptı. Aslında Cannes film festivali, Berlin film festivali, Venedik ve Black Night film festivalinde gösterime giren filmler, Oscar ödül törenine kadar bir çok film festivalinde vizyona girerler. Bu festivaller filmlerin başlangıç noktasıdır. 2026 yılında, dünyadan ve Türkiye’den bir çok ünlü  yönetmen, oyuncu ve yapımcı Cannes film festivalinde buluştular.</p>
<p><strong>Türk Sineması Kataloğu</strong></p>
<p>Şimdi içime dert olan bir iki konu var. Onlardan bahsetmek istiyorum. Sinema genel müdürlüğü uzun zamandır, dünyanın önemli festivallerine katılırken, Türk vatandaşı yönetmen ve sinemacıları dünya ya tanıtmak için her festival için Türk sineması ile ilgili bir film katalogu çalışması yapıyor.</p>
<p>Bu katalog çalışması, festival başlamadan belli bir süre önce duyurular yapılır ve bu kataloga film çeken çoğu yönetmenin filmi dahil edilir. Bir nevi o zamanın bir belleği olur. Bu kataloga dahil olmak için bir seçki ya da yarışma yoktur. Bu kataloga dahil olan çekilmiş iyi film demek değildir ama kötü film demek de değildir. Sadece ana kural sadece Türk filmi olmasıdır, bazı filmler dahil edilmediği de olabiliyor. Ama bu başka bir şeydir.</p>
<p><strong>Cannes Film Market</strong></p>
<p>İkinci konu ise, Cannes yarışması hakkında bilgi vereyim, Film markete seçilmek Cannes ana yarışmasına seçilmek değildir. Ayrıca Cannes’te &#8220;Festival de Cannes” ana yarışma diğer Cannes Film Market diye reklam edilen yarışmalar &#8220;Festival de Cannes” değildir. &#8220;Marche du Film&#8221; seçilen filmler satış için tavsiye edilen filmlerdir, yarışma filmleri değildir.</p>
<p><strong>Sakıp Ağa&#8217;nın Ritz Carlton Sohbetleri  ve Ercan abi</strong></p>
<p>Gelelim Ritz Carlton otel’in Türk sineması sanatçıları ve emekçileri için önemini belirtmek  isterim. Ama önce, Cannes’te değerli isim Ercan Tekin ile tanışıklığımdan ve sohbetlerimizdeki anılarından bahsetmek istiyorum. Kim derseniz anlatayım; Cannes film festivalinin binasının inşaatında çalışmış yaklaşık 48 yıldır Cannes’te oturan yaşayan hatta Cannes’e gelen ilk türk olarak kendini ifade eden gurbetçi abimiz.</p>
<p>Bana Ritz Carlton anılarını anlattı. Ercan abi Cannes’te uzun yıllar restaurant işletmeciliği yapmış. Sakıp Sabancı Cannes’teki mütevazi apartman dairesine geldiği zaman ise şoförlüğünü yapmış ve  gerek Sabancı gerek sinemacılar ile hasbıhal eden bir isim.</p>
<p>Sakıp ağa ile olan anılarından bahsederken. “Sakıp ağa festival zamanı her gece. Ritz Carlton otelin roof katında tüm sinemacıları davet ederdi. Sanattan ve sinemadan konuşurlardı. Sakıp ağa vefat ettikten sonra Türkiye&#8217;den kimse gelip böyle etkinlikler yapmadı” dedi. Savaş Ay gelir röportajlar yapardı.1988 yılında  Orhan Oğuz festivalde “Her şeye rağmen” filmi ile gençlik ödülü almıştı.</p>
<p><strong>Cansel Elçin ve Sakıp Sabancı</strong></p>
<p>Paris’te hayatının çoğunu geçiren değerli oyuncu Cansel Elçin sohbetlerimizde ise Cannes Ritz Carlton roof’unda sanat gecelerinden bahsetmişti. “Ben o zamanlar gençtim, Sakıp Sabancı babamın arkadaşı idi ve beni de çağırırdı bu sohbetlere, bu sohbetler sinemayı sevmemde önemli rol oynar, benim için değerli anılar” diye bahsetmişti. Bur da bahsetmeden geçemeyeceğim, eşi Zeynep Tuğçe Bayat ise İspanya’da dizilerde oynamış sinema sanatına emek veren bir sanatçıdır. Şimdi Cansel Elçin in yeni çalışmalara başladığı projeyi merak ile bekliyorum.</p>
<p><strong> </strong><strong>Türk Invites You</strong></p>
<p>Sinema genel müdürlüğü Ritz Carlton otelde “Rüya” adlı restaurantında “Türk Invites You” adı ile dünya sinemacılarını Türkiye&#8217;de film çekmelerini tavsiye etmek için bir etkinlik düzenlendi. Genellikle Cannes’te bu tür etkinlikler verilir, dünya sinemacılarını birbiri ile tanışıp network yapmaları yeni projelere destekler sağlanır. Türkiye için önemli bir yerde yapıldı. Ritz Carlton otel bünyesinde  yeni açılan  “Rüya” Restaurant Hotel’de Türk mutfağını tanıtan restaurant Umut Özkanca tarafında kuruldu ve açıldı. Gelelim bu seneki sinema genel müdürlüğü etkinliğine, harika bir çalışma Türkiye’ye dünya sinemacılarını ülkemizde film çekmek için çağırma fikrine, bu projeden en çok emeği geçen Birol Güven’i tebrik ederim. Ama bu etkinlik neden Türk Pavillon’unda yapılmadı. Neden Türkiye’den gelen sadece oyunculardı en azından ben basında onu gördüm. Türkiye iş yapan dünya da iş yapan uluslararası beğeni toplayan yönetmen ve oyuncular var. Diğer ülkelerin sinemacıları  ve  her farklı görüşe sahip Türk yönetmenin o resepsiyon’da olmalı idi. Her yönetmen, sinemacı aynı görüşe sahip olmayabilir. Önemli olan zaten sanatın kapsayıclığı değil mi ? Tarihten ders çıkarmalı her görüşe saygı duymalı ve sanata hizmet eden herkesi dinlemeliyiz. Dinlemek demek kabul etmek demek değil. Zaten sanatın güzelliği çok seslilik ve çok renklilik değil mi?</p>
<p>Bu sene kırmızı halıda kıyafetlerdeki sert yasakları konuşuldu. Transparan kıyafet ve selfi yasağı ve smokin ve kadınlarda tuvalet zorunluluğu. Ama benim anlamadığım, Cannes film festivalinde yıllardır bu tür kuralları var. Özellikle prömiyer filmlerinde “drees code“ hep vardı. Ben bel fıtığı olduğum sene smokin ile filmlere girerken o güzelim smokin ile kaldırımda ya da sırada beklerken oturmaya çalışırdım ama kuralara uyardım.</p>
<p>Fransa’da sanata verilen değer hiçbir ülkede bulunmaz, bu sinemaya ve sinemacıya saygıdır.</p>
<p>Fransa’da sanat her şeyini başında gelir ve sanat ile uğraşanlara ekstra değer verirler.</p>
<p><strong> </strong><strong>Film Festivallerinde alkışlanma olayı</strong></p>
<p>Son bir şey daha yazıma not düşmek isterim. Cannes’te filmlerin alkışlanmasının dakikasının sayılması bence çok ayıp bir durum. Çünkü festivallerde “inermisin?, çıkarmısın?” yarışması gibi kimin filmi çok alkış almış/almamış diye bir kriter yok. Film seyircisinin alkışına göre değerlendirilen bir yarışma değil. Bu arada kendini sinema yazarı diye tanımlayan Türk gazeteciler yurt dışı film festivalerinde; &#8220;kaç dakika alkışlandı diye yazalım&#8221; diye pazarlık konuşmalarını üzülerek duymuştum ve üzüldüm. Sinema bu kadar ucuz değildir. İyi Seyirler…</p>
<ol start="79">
<li>Cannes Film Festivali Ödül Alan Eserler ve Sanatçılar ;</li>
</ol>
<p>Palme d’Or (Best film) → Fjord</p>
<p>The Grand Prix              → Minotaur</p>
<p>Jury Prize                        → Das Geträumte Abenteuer</p>
<p>Best director           → Javier Calvo &amp; Javier Ambrossi (La bola negra), Paweł Pawlikowski (Fatherland)</p>
<p>En Iyi Kadın Oyuncu      → Virginie Efira &amp; Tao Okamoto (All of a Sudden)</p>
<p>En Iyi Erkek Oyuncu       → Emmanuel Macchia &amp; Valentin Campagne (Coward)</p>
<p>En Iyi Senaryo              → Notre Salut</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/festivaldecannes.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-68595" src="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/festivaldecannes.jpg" alt="" width="794" height="523" srcset="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/festivaldecannes.jpg 794w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/festivaldecannes-300x198.jpg 300w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/06/festivaldecannes-768x506.jpg 768w" sizes="(max-width: 794px) 100vw, 794px" /></a></p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/festival-de-cannesten-notlar/">Festival De Cannes&#8217;ten notlar&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/festival-de-cannesten-notlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Sonra”mı diyorsunuz?</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/sonrami-diyorsunuz/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/sonrami-diyorsunuz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet BAYINDIR]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 19:52:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=67992</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu soru, aslında bir zamanlama sorgusu değil, bir niyet ve öncelik yüzleşmesidir. Sığınma barınağı gibi olması beklense de belirsizlik tedirgin eder. -“Sonra, geldiğinde ne hissedeceğim?” sorusu sığınağın tadını kaçırır. Sonraya bırakmak, zaman değişimi olmaktan öte ertelemenin perdelenmiş halidir. Her şeyi sonraya bırakmak kolaydır; ama şimdiden kaçma çağrıştırması ve psikolojik tuzak olması beklenen sonucu vermez. Sonra [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/sonrami-diyorsunuz/">“Sonra”mı diyorsunuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu soru, aslında bir zamanlama sorgusu değil, bir niyet ve öncelik yüzleşmesidir. Sığınma barınağı gibi olması beklense de belirsizlik tedirgin eder. <em>-“Sonra, geldiğinde ne hissedeceğim?”</em> sorusu sığınağın tadını kaçırır.</p>
<p>Sonraya bırakmak, zaman değişimi olmaktan öte <u>ertelemenin</u> perdelenmiş halidir. Her şeyi sonraya bırakmak kolaydır; ama <u>şimdiden kaçma</u> çağrıştırması ve psikolojik tuzak olması beklenen sonucu vermez. Sonra geldiğinde hayatınızın ritmini bozup bozmayacağından nasıl emin olacaksınız? Ötelemenin olumsuz hissi, vakit geçirmeden kapınızı çalar! Zaman tarafından <u>angarya</u> odasına alınması da cabası! Her şeyin bir gerçekleşme zamanı olduğundan, ötelediğiniz şimdide anlamlı ve değerlidirler.</p>
<p>Yapılan sadece bir ötelemedir, ötelemenin zaman ile çatışması nasıl önlenecektir? Yaşamın sana ayırdığı ve ayarladığı bir hayat ritmi vardır. Ötelediğiniz yaşam durumu, o şimdiye sığmaz ve birçok yaşamsal durumunuz etkilenir. Sonradaki şimdiye sığdırmaya çalışsanız da, şimdiki hissinizi sağlayabilecek mi? Hayır; çünkü hayatınızın olağan ritmine uygun davranış, şimdi değerlidir. Üstelik hissin tekrarı da yoktur. His, şimşek gibidir; nelerden etkilendiği, ne zaman ortaya çıkacağı ve hangi şiddette olacağı kestirilemez.</p>
<p>Yapılması arzu edilen davranış veya yaşamsal durumu sonraya bıraktığınızda ortaya çıkan his, öksüz kalır. <u>Zamanında yapılmayan</u> her yaşamsal değer, sonra yapılsa bile aynı etki ve ederde olacak mıdır? Sonraya bıraktığınız yaşam durumu, sığıntı gibi hissedilecek ve zaman ile çatışma sürpriz olmaz.</p>
<p>Bir işi reddetmekten çekindiğinizde veya kendinizi o anki sorumluluğa hazır hissetmediğinizde &#8211;<em>&#8220;Hayır&#8221;</em> demek yerine <em>-&#8220;Sonra&#8221;</em> demeyi tercih ettiğinizde, içinizde nasıl bir çatışmaya sebep olacağınızı tahmin edebilir misiniz? <em>-“Benim bu işi yapacak kapasitem ve cesaretim yok.”</em> demek yerine, <em>-“Sonra”</em> demenizin kaçamağınızdır. Bu durum, zihninize verdiğiniz geçici bir <u>rüşvet</u>tir. <u>Geçiciliği</u> algıladığınızda hissettiğiniz burukluk, rüşvetin ederini koruyabilecek mi? &#8220;Sonra&#8221; dediğinizde; beyniniz o işi, yapacağına dair verilen sözle sahte bir rahatlama yaşayarak, aslında <u>psikolojik bir tutsaklığa</u> kapı aralarsınız. Sonranın geliş zamanını ve o anın <u>psikolojik belirsizliği</u>ni, tahmin edebilir misiniz? Hissedilen negatif duygunun, yaşam sevincinizi nasıl etkileyeceğini biliyor musunuz? Şimdinin yerine geçmesi beklenen sonraki şimdide, muhtemelen bugün hissettiğiniz öteleme hissinin aynısını hissetmeyi beklersiniz; ama aynı olacak mıdır? Belirsizliğin negatif hisleri çağırmaya başladığını fark ediyor musunuz?</p>
<p>Geleceğin gelmemesi ihtimali hiç akla gelmese de çok kısa sonra sorgu odasında, hislerin saldırısına uğraması önlenemez. Yaşamın sunduğu her şimdi, <em>“<u>hissedilince var”</u> </em>olduğu için hiçbir sonra, şimdinin değerini koruyamaz. Üstelik, geleceğin yükünü taşıyabilecek misiniz?</p>
<p>Yaşamın hissedilmesinde en önemli kazanımın, <u>yaşam sevinci hissinin gücü</u>ne ulaşma becerisidir. O beceri, yaşamın sunduğu donanımları elde etme sürecinde kazanıldığı için değeri büyüktür. Hayatınız için gerekli yaşamsal donanımları elde ettiğinizde <u>istediğiniz</u> hayatı sürdürebilirsiniz. <u>Yaşam, her türlü donanımı sunmaya hazır bir ana gibidir</u>. Bu süreci iyi değerlendirmeyip, değerini kavrayamadığınızda; yaşam size, istediğiniz hayat donanımını sunmayacaktır. Donanımların elde edilme sürecinde bazı insanların doğuştan şanslı olduğu düşünülse de başarılarını, bireysel becerileri ile elde ettikleri gerçeğini algılayamadığınızda; <em>-“Ben neden şanslı değilim”</em> gibi hisler, yaşam enerjinizi düşürerek özgüveninizi zedeler. Şanslı dediklerinizin yaşamsal donanımlarının <u>hazır olması</u>, ava giden birinin dağ bayır aşarak avladığı avın hazzı ile avdan dönüşte <u>başka birinin verdiği</u> avın hazzı aynı olur mu? <em>-“Avlanmayı beceremedim!”</em> hissi, yaşamsal özgüveni kökten sarsar.</p>
<p>Yaşamın sunduğu fırsatları <u>kendinize donanım</u> olarak biriktirdiğinizde, alın terinizin gururu ile yaşamayı hak edersiniz. Aynı okul sırasında oturduğunuz bir arkadaşınızın elde ettiği başarının kendisine; akıl, zekâ ve bireysel becerileri sonucunda yaşam tarafından sunulduğunu <u>anlayamazsanız</u>, şanstan söz edersiniz. -“Arkadaşım çok şanslı.” demek yerine; <em>–“Çok çalışkandı. Benim elde etmeyi istediğim konum ve kariyerde; ama ben değilim.”</em> demeniz gerekiyordu. Karakteriniz düzgün ise takdir eder, değilse kıskanırsınız! Oysaki gerçeğin <u>şans olmadığını,</u> içiniz acıyarak hissedersiniz. Başarının zamanında verilen emeğin sonucu olduğunu algıladığınızda; hiçbir yaşamsal durumun <u>ertelenemeyeceğini</u> de anlarsınız. Zorluk ve birçok etkenin engellemesine rağmen, <u>hayatın bir süreliğine hediye olduğunu</u> kavrayarak mutluluğun ertelenemeyeceğini algıladığınızda, yaşamla ve kendinizle çatışmanız azalır.</p>
<p>Ötelenen her yaşamsal durum, zararsız gibi gelse de zihnin olağan karmaşasında <u>kirliliğe</u> dönüşür. Yapılamayan her yaşamsal faaliyet, <u>zihni kurcalar</u> durur; hatta enerjinizi azaltır. Aslında <em>-&#8220;Sonra&#8221;</em> dediğinizde, &#8211;<em><u>&#8220;Asla&#8221;</u></em> demiş olduğunuzu fark etmezsiniz! Bu, bir yere gitmek için tren garına varıp da -küçük bir yaşam uğraşı nedeniyle- kaçırdığınız trenin arkasından; <em>-“Sonrakine binerim.”</em> demek gibidir. Zamanın geri döndürülemez olması, o anda hissedilmez; ama sizi bekleyen yaşam sürecinin belirsizliği, beyninizde <u>çöreklenip</u> duracaktır. Sonraki seferin rötar yapıp yapmayacağını veya sonra gideceğiniz yerin durumunun, nasıl olacağını öngörebilir misiniz? Kimseye belli etmeseniz de içinizdeki burukluk, davranışlarınıza yansır. &#8211;<em><u>“Sonra</u></em>” demenizin; değersizlik, ihmal, tembellik ve miskinlik hissini tetikleyerek nasıl bir içsel çatışmanın fitilini ateşleyeceğini tahmin edebilir misiniz?</p>
<p>Bilimsel araştırmalarda <em>“İnsan psikolojisinin çöplüğü yoktur, her yerine getirilmeyen istek ve arzular bilinçaltında birikir.”</em> bilgisi var. Bu tıpkı, yapmak istediğiniz şeyleri yazdığınız kâğıdı, yapamadığınızda buruşturup atmak istersiniz; ama atacak <u>çöp kutusunun olmaması</u> gibidir. Buruşturduğunuz kâğıtları cebinize koymak zorunda kalırsınız. Buruşuk kâğıtların çokluğu ile nasıl baş edebileceğinizi düşündünüz mü? Düşünceye dönen hislerinizin gereğini yapmadığınızda; beyninizde ne kadar olumsuz birikintiler oluşacağını bilebilir misiniz? Elbette <u>her istenilen şeyin</u> yapılması düşünülemez; ama her yerine getirilmeyen his ve düşünceden duyguya dönen yaşamsal yansımalar, <u>hayatın ritmini bozar</u> ve beyinde <u>olumsuz birikintiler</u> oluşturur. Bu birikintiler, psiko-sosyal travmaların da tetiklenmesinde önemli bir rol oynar.</p>
<p>Her sonraya bırakılan yaşam durumu ile zihin, meşgul olmaya devam eder ve biriktirir. Unutmayın o yükler ile birlikte, zaman ile girişeceğiniz savaşın galibi siz olmayacaksınız. Hayatı boyunca en küçük yaşam durumunu bile işini ve ortamı bahane ederek “sonra”ya bırakan bir insanın, sonra geldiğinde hayatının tamamen değişip ötelediklerini yapamayacak durumda olması, nasıl bir duygu olduğunu anlayabilir misiniz?</p>
<p>Hayatın cilvelerini yeni anlayan biri; <em>-“Çok işim vardı. Çok para kazanıyordum. Aileme ve kendime hep sonra diyordum. Şimdi o sonraların hiç gelmeyeceğini ve ertelediklerimi yapamayacağımı anlayınca, içim kavruldu. Artık çok geçti”</em> cümlesindeki, yaşam ile savaşın acımazsızlığını anlayabilir misiniz?</p>
<p><em>-“Başarı ve mutluluk, sonra diyenlerin değil; şimdideki potansiyeli değerlendirenlerin elinde şekillenir.”</em> diyen söz, hayatınızın rehberi olmalıdır. Şimdide hissettiğiniz yaşam durumunuzu ertelediğinizde, sonranın gelip gelmeyeceğinden emin değilseniz <em>-“Sonra”</em> demeyiniz; çünkü <u>ertelediğiniz, <em>“hayatınız”</em>dır</u>. Hayatınız ertelenemeyecek kadar değerlidir.</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/sonrami-diyorsunuz/">“Sonra”mı diyorsunuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/sonrami-diyorsunuz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinemanın Kalbi Sivas’ta Atıyor</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/sinemanin-kalbi-sivasta-atiyor/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/sinemanin-kalbi-sivasta-atiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[M.Haluk YALÇINKAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 14:47:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas Uluslararası Film Festivali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=67636</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı şehirler vardır… Sizi ilk anda tarihiyle etkiler, bazıları doğasıyla. Bazılarıysa insanın içine sessizce işleyen bir ruh taşır. Sivas, ikinci kez beni sinemayla karşıladı. Sivas Uluslararası Film Festivali için bulunduğum şehirde, yalnızca film gösterimleri izlemiyorum. Aslında bir şehrin sanatla nasıl değiştiğine, gençlerin hayallerine nasıl tutunduğuna ve kültürün insanları nasıl aynı duyguda buluşturduğuna tanıklık ediyorum. Henüz [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/sinemanin-kalbi-sivasta-atiyor/">Sinemanın Kalbi Sivas’ta Atıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı şehirler vardır…<br />
Sizi ilk anda tarihiyle etkiler, bazıları doğasıyla. Bazılarıysa insanın içine sessizce işleyen bir ruh taşır.<br />
Sivas, ikinci kez beni sinemayla karşıladı.<br />
Sivas Uluslararası Film Festivali için bulunduğum şehirde, yalnızca film gösterimleri izlemiyorum. Aslında bir şehrin sanatla nasıl değiştiğine, gençlerin hayallerine nasıl tutunduğuna ve kültürün insanları nasıl aynı duyguda buluşturduğuna tanıklık ediyorum.<br />
Henüz festivalin ilk günleri geride kaldı. Ama şimdiden şunu rahatlıkla söyleyebilirim:<br />
Sivas birkaç günlüğüne sadece bir şehir değil, büyük bir kültür sahnesine dönüşmüş durumda.<br />
Sivas film festivali kapsamında akşam saat : 19:00 ‘da İsmet Paşa bulvarında kortej yürüyüşüne katıldım, korta sinema sanatçıları ve resmi erkan, herkes ordaydı. Kortej’in en güzel tarafı kaldırımdan bakan herkes korteje dahil oldu.<br />
Sokakta yürürken festival afişlerine rastlıyorsunuz. Bir salonda genç yönetmen filmini anlatıyor, başka bir köşede çocuklar ilk kez büyük perdede film izlemenin heyecanını yaşıyor. Söyleşilerde sinema konuşuluyor, atölyelerde gençler kamera arkasını öğreniyor. Ve en önemlisi; insanlar aynı heyecanda buluşuyor.<br />
Belki de festivallerin en kıymetli tarafı tam olarak budur.<br />
Sadece sanat üretmek değil… İnsanların birbirine yeniden temas etmesini sağlamak.</p>
<p>Bugün büyük şehirlerde kültür-sanata ulaşmak nispeten kolay. Ancak Anadolu’nun bir kentinde böylesine kapsamlı bir festivalin gerçekleşmesi çok daha anlamlı geliyor bana.<br />
Çünkü burada mesele yalnızca film göstermek değil; gençlere “siz de üretebilirsiniz” diyebilmek.<br />
Festival kapsamında düzenlenen kortej yürüyüşü ardından, Yeşilçam sergisi ve 90’lar konserine katıldım,<br />
Muhsin Yazıcıoğlu kültür merkezinden yapılan konserin her şarkısına sivas halkı ve gençlerin eşlik etmesi bana harika bir gece yaşatı.<br />
İnsanların yüzündeki merakı görmek güzeldi. Sanatın insanları hâlâ bir araya getirebildiğini görmek ise daha da güzel…<br />
Ben de bu süreçte Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin düzenlediği radyo programına katıldım. Gençlerin heyecanını görmek bana bir şeyi yeniden hatırlattı:<br />
“İletişim sadece haber yazmak değildir. Bazen bir şehrin ruhuna tanıklık etmektir.”<br />
Bugün birçok şey hızla tüketiliyor. Filmler, müzikler, gündemler, insanlar…<br />
Ama bazı anlar var ki kalıyor.<br />
Sivas’ta bu festivalin bıraktığı his de tam olarak böyle bir şey.<br />
Çünkü bazen bir şehir, birkaç günlüğüne sinemaya dönüşür.<br />
Ve siz oradan yalnızca haberle değil, duyguyla dönersiniz.<br />
3. Sivas Uluslararası film festivali devam ediyor.</p>
<p>İyi Seyirler&#8230;</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/05/sivas2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-67638" src="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/05/sivas2.jpg" alt="" width="660" height="580" srcset="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/05/sivas2.jpg 660w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/05/sivas2-300x264.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 660px) 100vw, 660px" /></a> <a href="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/05/sivas1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-67637" src="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/05/sivas1.jpg" alt="" width="1005" height="711" srcset="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/05/sivas1.jpg 1005w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/05/sivas1-300x212.jpg 300w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/05/sivas1-768x543.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1005px) 100vw, 1005px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/sinemanin-kalbi-sivasta-atiyor/">Sinemanın Kalbi Sivas’ta Atıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/sinemanin-kalbi-sivasta-atiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğrenmezseniz…</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/ogrenmezseniz/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/ogrenmezseniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet BAYINDIR]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 23:01:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=67463</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğum ile başlayan süreç, içgüdüsel etkileşimlerle yaşam ile hayatın ilişki düzeyini de belirler. Nefes alma hediyesi ile hayata başlayan insan, her an bilmediği uyaranlarla yüz yüzedir. Belleğinde, henüz hiçbir cisim de yoktur, anlamı da. Annenin kokusunu ve onu nasıl emeceğini içgüdüsel olarak bilmektedir! Kısmen de olsa duyduğu ve gördüğü şeyler, öğrenince var olacaktır; ama içgüdüsel [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/ogrenmezseniz/">Öğrenmezseniz…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğum ile başlayan süreç, <u>içgüdüsel</u> etkileşimlerle yaşam ile hayatın ilişki düzeyini de belirler. Nefes alma hediyesi ile hayata başlayan insan, her an bilmediği uyaranlarla yüz yüzedir. Belleğinde, henüz hiçbir cisim de yoktur, anlamı da. Annenin kokusunu ve onu nasıl emeceğini içgüdüsel olarak bilmektedir! Kısmen de olsa duyduğu ve gördüğü şeyler, öğrenince <u>var</u> olacaktır; ama içgüdüsel olarak acıkınca ağlayarak kendini ifade etmeyi bilmektedir! Gün geçtikçe, önceleri gölge biçiminde olan cisimler netleşmeye, sesler anlamlanmaya başlar. Öğrenme başlamıştır artık.</p>
<p>Öğrenmenin asıl kökünü oluşturan algı becerisi, içgüdüsel miras üzerine inşa edilir. Sadece nefes almak yetmeyecektir! Çok fazla öğrenilmesi gerekenlerin olması, küçük insanın beyninde izler yarattıkça <u>öğrenme</u> hızlanır. Belli belirsiz izler, şekle dönmeye ve anlamlanmaya başlar. Yeni uyaranların fark edilmesinde başrol oynayan zekâ ve aklın doğuştan verilmesi, aslında insanın en büyük <u>şansıdır</u>. Şimdi işlevsellikleri eksiktir; ama yeni şeyler algılandıkça gelişecektir. Öğrenilenlerin bellekte biriktirilmesi ile başlayan serüven, <u>ömür boyu</u> sürecektir. Yaşam, hayatın tüm <u>donanım</u>larını vermeye hazır <u>ana</u> gibidir; öğrendikçe algılanan uyaranlar, anlamlandıkça hayat için gerekli donanımlar da kazanılacaktır.</p>
<p>Öğrenme, <em>“</em><em>Deneyimler ve çevreyle etkileşim sonucu davranışlarda oluşan <strong><u>kalıcı</u></strong><strong> ve uzun süreli <u>değişim süreci</u>dir</strong><strong>.”</strong></em> Değişim, öğrenilenleri <u>var</u> eder. “<em>Algılanmayan şey, yoktur</em>” bilgisi, algının önemini anlatır ve konunun özü niteliğindedir. Aklı ve zekânın işlevselliği ile gelişen algı, hayatın tüm zamanlarında etkin roldedir. Birikimler, hayatın seyrini değiştirdikçe daha çok öğrenme gerektiği ortaya çıkar. Yeni şeylerin öğrenilmesi, algılama biçimi ve bilinç düzeyini geliştirerek farkındalık seviyesini arttırır.</p>
<p>Araba kullanmayı öğrenmek için koltuğa oturan insan için sürüş donanımları, anlamsızdır. Öğrendikçe ve algılandıkça var olacaktır. Neye yaradıkları ve arabayı nasıl hareket ettirdiklerinin bilinci, araba kullanma becerisini kazandırır. Aynalar, göstergeler, pedallar ve vites kolu, anlamsız sadece bir <u>cisim</u>di; öğrenince <u>bilinç </u>haline gelerek araba kullanma becerisi olarak kazanıldı. Öğrenme öncesinde o beceri yoktu; ama şimdi <u>var</u>! Öğrenme, aslında <u>olmak</u>tır. Becerilerin artması, bir bilinçten diğer bilince terfi ettiren güç haline geldiği algılandıkça, öğrenmenin değeri de anlaşılacaktır.</p>
<p>İnsan zekâsını, aracın <u>teknik potansiyeli</u> varsaydığımızda; arabayı kullanmak, yolları tanımak ve motoru nasıl en iyi enerji ile kullanma becerisine ulaşmak <u>öğrenme</u>nin tezahürü sonucunda elde edilir. Araç, garajdan çıkmadığı sürece gücünün ve üstün teknik kapasitesinin bir anlamı olacak mıdır? Bilgi, zekâ ve akıl olmazsa ne değer taşıyacaktır ne de öğrenme! Zekâ yeni bilgileri işleme, yaşamsal kalıpları fark etme ve karmaşık problemleri çözme kapasitemizdir. Zekâ seviyesi, bilginin işlenmesi ile ortaya çıkan donanımı belleğe aktarma hızını arttırarak yeni öğrenilenleri eskilerle harmanlayıp öğrenmenin derinliğini ve verimini arttırır. Bilgi, öğrenme ve zekâ birbirlerini besleyen kaynaklar gibidir. Bilgi zekâyı, zekâ bilgiyi tetiklerken; öğrenme <u>onay</u> makamı gibidir. Farkındalık ve becerilerin kapısını açan öğrenme, bir şeyin varlığı ve yokluğu platformunda <u>idareci</u> konumunda olmasının önemi büyüktür. <u>Öğrenme olmadan</u> hiçbir şeyin anlamı çözülemez. Öğrenmeden, bilgi ve bilincin ederi anlaşılmadan insan olmanın kazanım ve değeri algılanabilecek midir?</p>
<p>Öğrenme ve bilinç, madalyonun iki yüzü gibidir. Bilinç, bilginin gösteri alanı sahne, öğrenme ise sahnede sergilenen oyunun belleğe kaydedilip kalıcı hale gelmesidir. Bir sonraki sahne deneyimi, artık bellektedir ve düşünmeden oynanır. Sürecin, farkındalık bilinci ile öğrenmeyi istemek gerekliliği ortaya çıkar ki; <u>merak ve istek</u> öğrenmenin asıl <u>dürtü</u>sü rolündedir. Merak olmadan istek doğmayacaktır. Öğrenme, istenmeden gerçekleşmez. Öğrenmenin detayında gizli olan “<em><u>öğrenmeyi öğrenmek</u></em>” donanımı, bilincin öğrenme faaliyetlerini denetlemesidir de. Bilinç, farkındalık katmanına <u>yükselemediğinde</u>; öğrenme sürecinde bir eksiklik olduğu ortaya çıkar ve öğrenme gerçekleşmez. Nasıl daha çok öğrenileceğinin tetikleyici konumunda olan istek, merak, zekâ ve aklın işlevselliği, hayatın seyrinde önemli bir rol üstlenir.</p>
<p>Öğrenme, <u>beynin not defteri</u> gibidir. Zekâ düzeyi, genellikle bu not defterinin büyüklüğü ve notlarla doldurma hızıyla ölçülürken akıl, ne yazılacağını belirler; öğrenme, bir anlamda “<u>var</u>” olmaktır. Zekâ ve öğrenme arasındaki ilişki, insanın hayat sürecinde yaşamdan elde edeceği donanımlara ulaştıran <u>güç</u> konumundadır.</p>
<p>–“Zeki olduğum için mi öğreniyorum, öğrendiğim için mi zekiyim?” sorusu, insanın kafasını karıştırsa da zekâ olmadan öğrenme, öğrenme olmadan da aklın öneminin olmayacağını algılamak zor olmaz. Bilimsel araştırmalardan, <em>“Öğrenme, yolu açmanın becerisi; zekâ ise becerinin <u>enerjisi</u>” </em>olduğunu öğreniyoruz. <em>“Öğrendikçe zekâ kapasitesi artar” </em>görüşü, zekâ ve öğrenmenin birbirini besleyen nehir gibi olduklarını anlıyoruz. Öğrenme, hayat yolunu açan greyder gibidir; böylelikle, öğrenme olmadan o yol, kat edilemeyecektir. Öğrendikçe hayat kolaylaşacaktır. <em>“Öğrendikçe, beynin nöronları arasındaki iletişim artar ve bağlar güçlenir</em>” görüşü ile öğrenme, var olmanın da <u>ana ögesi</u> konumunda olacağı bilincine ulaşılacaktır.</p>
<p>Albert Einstein; “<em><u>Öğrenmeyi bıraktığınızda; ölmeye başlarsınız</u></em>” sözü ile insanın adeta var olmasının şartlarını belirlemiştir. Hayat ile ölümün, nasıl bir döngüde olduğunu ve ilkesini belirlemiştir; öğrenmeyen insan, hayata nasıl uyum sağlayacaktır? Bir başka görüşte yer alan; “<em>Öğrendikçe beyin hücre üretir”</em> bilgisi <u>var olmanın şartı</u>nı, <em>“Ö</em><em>ğrenme süreci, beynin yapısını değiştirir ve hayat boyu sürer”</em> bilgisi de öğrenmenin hayattaki rolünü anlatır. Bir başka çalışmada saptanan; <em>“</em><em>Öğrendikçe beynin kapasitesi artar”</em> bilgisi, öğrenmenin hayatın <u>olmazsa olmaz</u> konumunda olduğunu ortaya çıkarır.</p>
<p><em>“Bir yetişkinde her gün, ortalama hücre sayısının %1’i kadar hücre ölür” </em>bilgisinin ortaya çıkması, kulağa ürkütücü gelse de sağlıklı ve öğrenen insanda ölen hücrelerin yerine yenileri üretildiğini bilgisi sevindirici! Bilim dünyasının şimdilerde çok uğraştığı “Alzaymır” ın belirleyici konumunda olan <em>“Beyinde</em> <em>hücre eksilmesi</em>”, bu hastalıktan korunmanın, <u>öğrenerek</u> yeni bilgi, beceri ve donanım kazanarak korumakla mümkün olabileceği ortaya çıktı. Böylelikle öğrenmenin, <u>hayatın ritmini</u> yakalamakta vazgeçilmez olduğu algılanacaktır.</p>
<p>Biyolojik olarak hayatta olsanız bile öğrenmeyi bıraktığınızda, merak duygusu ölür. Merakın olmadığı bir hayat, sadece bir süreden ibarettir. Öğrenmek, beyne &#8220;<em>Hala hayattayız ve keşfedecek şeyler var</em>&#8221; sinyali göndererek aktif olmasını ve <em>“hücre üretmesini sağlar” </em>bilgisi, insana yüklenen görevi anlatır. <u>Öğrenmeme</u>nin, yaşlanmayı hızlandıracağı açıktır, hatta hayattan koptuğunu! Öğrenmenin, biyolojik yaşınız ne olursa olsun zihni &#8220;<em><u>genç</u></em>&#8221; ve &#8220;<em><u>çevik</u></em><u>&#8220;</u> tuttuğu bilinci her insanın <u>şans</u>ıdır!</p>
<p><em>“Beyin, tıpkı kaslarımız gibi kullan ya da kaybet prensibiyle çalışır</em>” görüşü ile bilim dünyası, “<em>Yeni şeyler öğrenmek, <u>nöronlar arası bağları güçlendirerek hücre artmasına sebep olur</u>” </em>görüşleri ile öğrenmenin, <u>hayatta kalma</u> becerisinin ana ögesi olduğunu teyit eder. Öğrenmeyen insan, yeni yaşam durumlarına uyum becerilerini elde edemez. Böylelikle özgüven ve yaşama sevincinin de azalacağı sonucu çıkacaktır. Belirsizliğin arttığı bir yaşam durumunda, insanı insan yapan akıl ve zekânın tezahür şekli olan “<em><u>sorgulama</u></em>” becerisine de ulaşılamayacağı sonucu çıkar ki; bu, insanın <u>düşünce ölümüdür</u>! Öğrendikçe ve sorguladıkça gelişen beyin, zekâ, akıl ve beceriler, yeni yaşam durumunda etkin olabilecektir.</p>
<p>Yaşam size sorular sorar. Öğrenmek, bu sorulara verdiğiniz cevapların özgüvenini kazandırır. Bir şey, ilk kez anlaşıldığında veya beceri kazanıldığında beyin, <em>“Mutluluk hormonu salgılar.” </em>Bu da; “<em><u>Yaşama Sevinci</u></em><u>”</u> dediğimiz duygunun en temel ilkesidir. İnsanın akıl ve zekâsını kullanarak hayat ile ölüm arasındaki ilişkinin kalitesini belirleyebileceğini bilmesi, her an beynini aktif tutarak öğrenmesi gerektiğini algılamasıdır da. Düşünceniz, yaşam sevinci enerjisi ile mutlu olma becerisine ulaşamazsa; bedeniniz de ölmeye başlayacaktır!</p>
<p>Öğrenmeyi bıraktığınızda; kendinizden vazgeçtiğinizi, öğrenmeye <u>gerek duymadığınızda</u> ise <u>ölmeye</u> başladığınızı bile anlayamazsınız!</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/ogrenmezseniz/">Öğrenmezseniz…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/ogrenmezseniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Işıl Yücesoy ile röportaj</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/isil-yucesoy-ile-roportaj/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/isil-yucesoy-ile-roportaj/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[M.Haluk YALÇINKAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 21:39:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Işıl Yücesoy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=66596</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bence hayatta en önemli başarı; istikrar. Tabii ki bir işte ilk olmak çok önemli, ama uzun süre bir sanat ya da zanaat ile uğraşmak da çok önemli bir başarı göstergesidir. Türk sinemasında ilk kadın oyuncusu Bedia Muvahhit’ti. 1920’li yıllarda filmlerde oyuncu olmak çok dikkat çekici bir işti, gerçi hâlâ öyle. Bedia Hanım istikrarı ile uzun [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/isil-yucesoy-ile-roportaj/">Işıl Yücesoy ile röportaj</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bence hayatta en önemli başarı; istikrar. Tabii ki bir işte ilk olmak çok önemli, ama uzun süre bir sanat ya da zanaat ile uğraşmak da çok önemli bir başarı göstergesidir. Türk sinemasında ilk kadın oyuncusu Bedia Muvahhit’ti. 1920’li yıllarda filmlerde oyuncu olmak çok dikkat çekici bir işti, gerçi hâlâ öyle. Bedia Hanım istikrarı ile uzun yıllar sinema projelerinde göründü.</p>
<p>Işıl Yücesoy ile ilk tanışmam şarkıları ile oldu. 1960 yılında tiyatro sahnelerinde, 1970 yılında ise sinema ve o güzel sesi şarkıları ile hayatımıza girdi. Benim dikkatimi çeken özelliği naif ve asil duruşu ve sıcak gülümsemesi idi. Gerek şarkıları gerek oynadığı filmlerdeki rolleri, canlandırdığı karakterler ile uzun yıllardır hayatımızın baş köşesinde olacak. Ben de çıktığı turne yolculuğunda rastlaştım ve güzel bir söyleşi yaptık.</p>
<p><strong>M. Haluk Yalçınkaya:</strong> Son dönemde sizi hem insan hem sanatçı olarak en çok etkileyen olay ne oldu?</p>
<p><strong>Işıl Yücesoy:</strong> Eğer sosyal olarak bakarsak yavrularımızın okullarda bu kadar güvensiz kalmaları ve hayattan koparılmaları günlerce etkiledi beni. Sanatsal olarak da yıllar sonra tekrar dönüp okuduğum Halil Cibran’ın Ermiş adlı kitabı, her türlü konuda tekrar gözümü açmama (ki unutulmasın 80 yaşındayım) neden oldu ve bu kitap şu an itibarı ile yıllar sonra tekrar başucu kitabım.</p>
<p><strong>M. Haluk Yalçınkaya:</strong> Günlük hayatınızda sizi en çok besleyen rutinler ya da alışkanlıklar nelerdir?</p>
<p><strong>Işıl Yücesoy:</strong> Elimden geldiğince müzik dinlemeye çalışıyorum, şiir kitabı okuyorum. Şiirin, oradaki dizelerin insanın hayatında unuttuğu ya da unutmaya yüz tuttuğu duygularını tekrar su yüzüne çıkaracağına inanıyorum. Özellikle müzikle ilgileniyorsam şiirde geçen bir kelime, bir tanım bana ilham olabiliyor.</p>
<p><strong>M. Haluk Yalçınkaya:</strong> Yıllar içinde şöhretle kurduğunuz ilişki nasıl değişti, artık sizin için ne ifade ediyor?</p>
<p><strong> Işıl Yücesoy:</strong> Buna kimse inanmaz ama hiçbir şey ifade etmiyor, bir yalan dünya. Ama bulunduğum konumda insanlara bir rol model olduğumuzun gerçeğini değiştirmiyor. Ben bütün hayatımı bu gerçek üzerine kurdum.</p>
<p><strong>M. Haluk Yalçınkaya:</strong> Genç kuşak sanatçıların hızla görünür olabildiği bir dönemde, “kalıcılık” sizce nasıl mümkün olabilir?</p>
<p><strong>Işıl Yücesoy:</strong> Liyakatle, gözlemlemek ve ille de çalışmakla ve en önemlisi “Ben yaptım oldu.” dememekle.</p>
<p><strong>M. Haluk Yalçınkaya:</strong> “İzninle” oyunu ile şu an turnedesiniz. Sosyal medyada da çok güzel tepkiler var. Oyunun izleyiciye vermesini istediğiniz mesaj nedir?</p>
<p><strong>Işıl Yücesoy:</strong> Biz kadınlar, şartlarımız ne olursa olsun başka dünyaların da var olduğunu hatırlamalı ve her zaman ayaklarımızın üstünde durmayı öğrenmemiz gerektiğini bilmeliyiz.</p>
<p>Türk sinemasına oyunculuk yeteneği ile sesi ile de müzik dünyasına yaptığı katkıları ile uzun yıllardır bir çok insana ve kuşağa hitap eden Işıl Yücesoy’a içten teşekkür ederim. Sanat yolculuğunda yeni nesillere ilham vermesini dilerim. Bu güzel sohbet için teşekkür ederim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/EO_7275.JPG.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-66599" src="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/EO_7275.JPG.jpeg" alt="" width="569" height="379" srcset="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/EO_7275.JPG.jpeg 882w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/EO_7275.JPG-300x200.jpeg 300w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/EO_7275.JPG-768x512.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 569px) 100vw, 569px" /></a></p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/EO_7288.JPG.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-66598" src="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/EO_7288.JPG.jpeg" alt="" width="571" height="856" srcset="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/EO_7288.JPG.jpeg 571w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/EO_7288.JPG-200x300.jpeg 200w" sizes="auto, (max-width: 571px) 100vw, 571px" /></a></p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/EO_7376.JPG.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-66597" src="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/EO_7376.JPG.jpeg" alt="" width="571" height="856" srcset="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/EO_7376.JPG.jpeg 571w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/EO_7376.JPG-200x300.jpeg 200w" sizes="auto, (max-width: 571px) 100vw, 571px" /></a></p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/isil-yucesoy-ile-roportaj/">Işıl Yücesoy ile röportaj</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/isil-yucesoy-ile-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>45. İstanbul Film Festivali ile sinemanın kalbine kısa bir yolculuğa hazır mısınız?</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/45-istanbul-film-festivali-ile-sinemanin-kalbine-kisa-bir-yolculuga-hazir-misiniz/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/45-istanbul-film-festivali-ile-sinemanin-kalbine-kisa-bir-yolculuga-hazir-misiniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[M.Haluk YALÇINKAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 21:10:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÜLTÜR VE SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[45. İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=66306</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazen bir film sadece izlenmez; insanın içine dokunur, geçmişini hatırlatır, eksik kalan duygularını tamamlar. İstanbul Film Festivalinde yer alan yapımlar da tam olarak böyle bir his bırakıyor, hem kendine hem de dünyaya biraz daha yakından bakmak isteyenler için birbirinden değerli filmler yolculuklar var. İstanbul Film Festivali, 2026 yılında yeniden sinemaseverleri bir araya getiriyor. İstanbul Kültür [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/45-istanbul-film-festivali-ile-sinemanin-kalbine-kisa-bir-yolculuga-hazir-misiniz/">45. İstanbul Film Festivali ile sinemanın kalbine kısa bir yolculuğa hazır mısınız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen bir film sadece izlenmez; insanın içine dokunur, geçmişini hatırlatır, eksik kalan duygularını tamamlar. <strong>İstanbul Film Festivali</strong>nde yer alan yapımlar da tam olarak böyle bir his bırakıyor, hem kendine hem de dünyaya biraz daha yakından bakmak isteyenler için birbirinden değerli filmler yolculuklar var.</p>
<ol start="45">
<li>İstanbul Film Festivali, 2026 yılında yeniden sinemaseverleri bir araya getiriyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen festival Koordinatörü Kerem Ayan, basın toplantısında yarışan filmleri ve gösterime giren filmleri, zengin programı ve uluslararası seçkisiyi açıkladı.</li>
<li>İstanbul Film Festivali koordinatörü Kerem Ayan ile filmler hakkında söyleşi yaptım.</li>
</ol>
<p><strong>M.Haluk Yalçınkaya:</strong> İstanbul dışından Bursa&#8217;dan festivale  gelecekler için bir seçki tavsiyeniz var mı ? Kısa zamanda hangi filmleri tavsiye ederiz?</p>
<p><strong>Kerem Ayan:</strong> Ana yarışma yani altın lale yarışması, 12 Nisan 2026 &#8216;da başlıyor. 12 Nisan&#8217;da sonra gelip  altın lale yarışması filmlerini seyretmelerini tavsiye ederim. O hafta sonu İstanbul&#8217;a gelip Özellikle yarışma filmlerini izleyebilirler. . Özellikle onlara dikkat çekerim,</p>
<p><strong>M.Haluk Yalçınkaya:</strong>Hocam sizin tavsiye ettiğiniz filmler ve etkinlikler nelerdir ?</p>
<p><strong>Kerem Ayan:</strong>  Özellikle tavsiyem,yarışma filmler, yarışma filmleri dışında ise  açılış filmimiz var. Üç veda onu tavsiye ederim Isabel Coixet&#8217;in  son filmi. Güzel bir komedi filmi. Bizim seyrederken en çok güldüğümüz bir Fransız filmi tavsiye ederim. Belgesel olarak mesela Megadoc diye bir belgeselimiz var. Mike Figgis’ film yönetmeni de geliyor. Belgesel Francis Ford Coppola MEGALOPOLIS nasıl  çektiğini anlatan bir film. Özellikle  sinemaseverler için bulunmaz bir fırsat e çünkü Francis Ford Coppola &#8216;nın nasıl çalıştığını, görüyoruz.</p>
<p>Klasik filmlerden hoşlananlar için ise, bu sene çok güzel filmler restore edilmiş. işte şey. Potekim Zırhlısının, pet shop boys müzikleri ile yeni resterasyonu var.</p>
<p>Bizim restore ettirdiğimiz Metin Erksan&#8217;ın Acı Hayat filmi var,Filmi yeni restore olmuş hâli ile  büyük ekranda seyretmekte çok güzel olur. Moulin Rouge filmi çekileli tam 25 yılı olmuş onu tekrar sinemada seyretmek çok güzel olur.</p>
<p>O yüzden belgesel bölümde de bayağı etkileyeceği enteresan filmler var.</p>
<p><strong>M.Haluk Yalçınkaya:</strong> Festival kapsamındaki çizim film afiş sergisinden bahseder misiniz ?</p>
<p><strong>Kerem Ayan:</strong>  Evet 7 &#8211; 17 Nisan 2026&#8217;da Borusan müzik evinde olacak? 1920&#8217;den 1970&#8217;e içinde İstanbul olan firma afişleri yani adında İstanbul geçen illüstrasyon afişlerin sergisi olacak. Afişlerin hepsi çizim afişler çok güzel, çok çılgın afişler yapılmış.  O zamanın afişlerini tekrar orada görebilirsiniz. İçinde benim beğendiğim  4 afiş var. Herkesi,  İstanbul film festivaline bekleriz.</p>
<p><strong>M.Haluk Yalçınkaya:</strong> Festivalde buluşmak üzere, teşekkürler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>BELGESEL KUŞAĞI</strong></p>
<p>Dansın Özü – Germaine Acogny / Germaine Acogny – The Essence of Danc</p>
<p>Siham’dan Sonra / La vie après Siham / Life After Siham / Namir Abdel Messeeh</p>
<p>Berona / Barış Altı</p>
<p>Milyonda Bir / One in a Million / Itab Azzam, Jack Macinnes</p>
<p>Habibi Hüseyin / Habibi Hussein / Alex Bakri</p>
<p>Ev / Dom / Massimiliano Battistella</p>
<p>Dansın Özü – Germaine Acogny / Germaine Acogny – The Essence of Dance / Greta-Marie Becker</p>
<p>Roman Gibi / Like A Novel / Tayfun Belet</p>
<p>Nova &#8217;78 / Aaron Brookner &amp; Rodrigo Areias</p>
<p>Amílcar / Miguel Eek /</p>
<p>MegaDoc / Mike Figgis</p>
<p>Hümanist Bir Deha Gazi Yaşargil / Master of Brains Gazi Yasargil / Atıl İnaç</p>
<p>Kadranı Olmayan Saat / Clock Without A Dial / Fatma Karakuş Kaçmaz</p>
<p>Yaşamaya Mecbursun! / Caner Kaya</p>
<p>Posta Kutusu 213 Diyarbakır / Mailbox 213 Diyarbakir / Orhan Miroğlu</p>
<p>Yavaş Ölüm / Slow Death / İlkay Nişancı</p>
<p>Hikâyemin Neresindeyim? / Li ku dera çîroka xwe me? / Nalin Acar, Adar Taş</p>
<p>Yıkılmak / Mehmet Ali Sevimli</p>
<p>Amerikalı Doktor / American Doctor / Poh Si Teng2m2</p>
<p>2m2 / Volkan Üce</p>
<p>Hayatta Kalanlar / Qui vit encore / Who is still alive / Nicolas Wadimoff</p>
<p>Detroit Çocukları / Sons of Detroit / Jeremy Xido</p>
<p>The Making of Michel Petite / Feyyaz Yıldırım</p>
<p><strong> </strong><strong>GENÇ USTALAR</strong></p>
<p>Fantsy</p>
<p>Kuşatma Kayıtları / Chronicles from the Siege / Abdallah Alkhatib</p>
<p>Tutun Bana / Krata Me / Hold Onto Me / Myrsini Aristidou</p>
<p>Obsession / Curry Barker</p>
<p>Palmiyelerin Ardında / Derrière les Palmiers / Behind the Palm Trees / Meryem Benm’Barek</p>
<p>İşe Yarar Bir Hayalet / Pee Chai Dai Ka / A Useful Ghost / Ratchapoom Boonbunchachoke</p>
<p>Denize Doğru/ Par-Dessus Bord / Istanbul Calling / Alexandre Büyükodabaş</p>
<p>Cennet / Paradise / Jérémy Comte</p>
<p>Göl Hikâyeleri / Sunfish (&amp; Other Stories on Green Lake) / Sierra Falconer</p>
<p>Kraliçe Zor Durumda / Queen at Sea / Lance Hammer</p>
<p>Kısa Yaz / Short Summer / Nastia Korkia</p>
<p>Fantasy / Kukla</p>
<p>Burası Nasıl Bu Kadar Yeşil? / Kako je ovde tako zeleno? / How Come It’s All Green Out Here? / Nikola Lezaic</p>
<p>Filipiñana / Rafael Manuel</p>
<p>Denizin Getirdikleri / Beachcomber / Aristotelis Maragkos</p>
<p>Ayşa Uçup Gidemiyor / Aisha Can’t Fly Away / Morad Mostafa</p>
<p>Ish / Imran Perretta</p>
<p>Ateşle Sınav / L’épreuve du feu / Hearts on Fire / Aurélien Peyre</p>
<p>Adalet Peşinde / Staatsschutz / Prosecution / Faraz Shariat</p>
<p>Yurtsuz / Der Heimatlose / Trial of Hein / Kai Stänicke</p>
<p>Kara Yılan / La Couleuvre Noire / The Black Snake / Aurélien Vernhes-Lermusiaux</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>HEYULA</strong></p>
<p>Efendimin Büyüleyici Sükûtu / Otapanje Vladara / Wondrous Is the Silence of My Master    Göl / Le Lac / The Lake / Fabrice Aragno                                                                                         Dün Gece Teb Şehrini Fethettim / Anoche Conquisté Tebas / Last Night I Conquered the City of Thebes / Gabriel Azorín                                                                                                                        Yo, Aşk Asi Bir Kuştur / Yo, Love is a Rebellious Bird / Anna Fitch, Banker White                          Sabaha Karşı / Waking Hours / Federico Cammarata, Filippo Foscarini                                 Güvercinler Altın Olsa / If Pigeons Turned to Gold / Pepa Lubojacki                                          Efendimin Büyüleyici Sükûtu / Otapanje Vladara / Wondrous Is the Silence of My Master / Ivan Salatić                                                                                                                                                 Slet 1988 / Marta Popivoda                                                                                                                   Hatıra / Memory / Vladlena Sandu                                                                                                                       Barrio Triste / Stillz                                                                                                                                   Masayume / Nao Yoshigai</p>
<p><strong>DÜNDEN BUGÜNE KLASİKLER</strong></p>
<p>Matador / Pedro Almodóvar                                                                                                    Sen Benimsin / La Piscine / The Swimming Pool / Jacques Deray                                           Potemkin Zırhlısı / Bronenosets Potyomkin / Battleship Potemkin / Sergei Eisenstein                      Acı Hayat / Bitter Life / Metin Erksan                                                                                                    Moulin Rouge / Baz Luhrmann                                                                                                          Yaşasın Aşk / Vive l’amour / Tsai Ming-liang                                                                                     Gençlik Ateşi / St. Elmo’s Fire / Joel Schumacher</p>
<p>Tenten İstanbul’da / Tintin et le Mystère de la Toison d’Or / Tintin and the Mystery of the Golden Fleece / Jean-Jacques Vierne</p>
<p>Rusya’dan Sevgilerle / From Russia with Love / Terence Young</p>
<p>Küller ve Elmaslar / Ashes and Diamonds / Andrzej Wajda</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/haizr2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-66308" src="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/haizr2.jpg" alt="" width="802" height="448" srcset="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/haizr2.jpg 802w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/haizr2-300x168.jpg 300w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/04/haizr2-768x429.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 802px) 100vw, 802px" /></a></p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/45-istanbul-film-festivali-ile-sinemanin-kalbine-kisa-bir-yolculuga-hazir-misiniz/">45. İstanbul Film Festivali ile sinemanın kalbine kısa bir yolculuğa hazır mısınız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/45-istanbul-film-festivali-ile-sinemanin-kalbine-kisa-bir-yolculuga-hazir-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kimliğinizin Farkında mısınız?</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/kimliginizin-farkinda-misiniz/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/kimliginizin-farkinda-misiniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet BAYINDIR]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 23:17:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=65684</guid>

					<description><![CDATA[<p>Söze, -“Benim adım …” diye başladığınızda; kim olduğunuzu değil, size takılan isminizi söylersiniz; oysaki kimliğinizin kapsamı isminizle sınırlı değildir. Hayatınız boyunca her türlü yazılı belgede isminiz, ispatınızdır. Kimliğiniz ise öznel ve toplumsal olarak nasıl algılandığınız ile ilgilidir ve “ayırt edici” farklılıklarınızdır. Ulusal, hukuki, sosyolojik ve psikolojik dinamikler, bireyi “var” eder. Kimliğinizi de. Uluslararası anılma biçiminiz [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/kimliginizin-farkinda-misiniz/">Kimliğinizin Farkında mısınız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Söze, -“<u>Benim adım …”</u> diye başladığınızda; kim olduğunuzu değil, size takılan isminizi söylersiniz; oysaki kimliğinizin kapsamı isminizle sınırlı değildir. Hayatınız boyunca her türlü yazılı belgede isminiz, ispatınızdır. Kimliğiniz ise öznel ve toplumsal olarak nasıl algılandığınız ile ilgilidir ve “<u>ayırt edici” farklılık</u>larınızdır.</p>
<p>Ulusal, hukuki, sosyolojik ve psikolojik dinamikler, bireyi “<u>var</u>” eder. Kimliğinizi de. Uluslararası anılma biçiminiz <u>ulusal</u> kimliğinizdir. Resmi kurumlarda adınız, soyadınız ve size özel tanımlanmış vatandaşlık numaranızla anılmanız da <u>hukuki</u> kimliğinizdir. İçinde doğup büyüdüğünüz toplumun kolektif kültür ögelerini de içine alan coğrafya ve köken aidiyetiniz <u>sosyolojik, </u>“Ben kimim?” sorusuna verdiğiniz cevapta gizli olan “<u>benlik</u>” aidiyetiniz ise <u>psikolojik kimliğiniz</u>dir.</p>
<p>Yaşadığınız kalabalıklar içinde -ayırt edici bir nitelik olarak- o insanlardan <u>“Farkım ne?”</u> diye kendinize sorduğunuz soruya, <u>verdiğiniz cevapsınız</u>! Yoksa farklılığınızı, fark etmiyor musunuz? Farklı olduğunuzu anladıysanız; “Beni farklı yapan şey, nedir?” diye hiç kendinize sordunuz mu? Cevabınızdan mutlu oldunuz mu? Cevabınız sizi anlattı mı? Bir başkası sizin farklılığınızı fark etti mi fark etmedi mi? Farklı olmak istemediğiniz oldu mu hiç? O zaman kendinize sorun -“<u>Ben var mıyım?</u>” diye; çünkü size ait özellik, nitelik ve farklılıklar olduğunun bilincinde değilseniz, “<u>yok</u>”sunuzdur. Kimliğinizin de farkında değilsinizdir! <u>Farklılıklarınızın bilinci</u>, sizi önce kendinizde sonra da çevrenizde “<u>var</u>” edecektir.</p>
<p>İçinde yaşadığınız sosyal çevrede sizi farklı yapan özellik ve niteliklerinizi fark ettiğinizde; “<u>ben</u>” kimliğiniz oluşmaya başlar ve onu benimsemeye başlarsınız. Aidiyet hissinin ilk temeli atılmıştır. Sıra sizi farklı yapan dinamiklerle, sosyal <u>çevrede ve içinizde</u>, “<u>var</u>” etmeye gelmiştir; acaba çevreniz sizi doğru mu anladı? Yoksa her biri farklı mı anladı? Kendinizi, her insana farklı yansıtmak işinize mi geliyor yoksa? Tepkilere göre mi tavır belirlediniz? Karşı tavırların hep olumlu olmasını mı istediniz? Karşıt olmamak için çaba harcadığınız oldu mu? Tepkilerinize karşı çıkıldığında geri adım attınız mı? Kimliğinizi yansıtmaktan korktunuz mu? O zaman kendinize sorun; “<u>var mıyım</u>?” diye.</p>
<p>Tüm bu soruların tek bir cevabı yoktur elbette ama <u>ortak payda</u>; “<u>farkındalık bilinci</u>”dir. Her şeyden önce her insan, kendi farklılığının farkında olmalıdır; çünkü her insanın özünde olan fıtrat, birbirinden farklı dinamiklerle örülüdür. Genetikten zekâ düzeyine, algı seviyesinden aklın kullanılma becerisine kadar her davranışsal dinamiğin etkilenme kökü farklıdır. <u>Farklılık bilinci</u>, aslında kimliksel sürecin en önemli dinamiğidir. Kimlik oluşumu, zordur; birey, o kadar çok yaşamsal ve davranışsal dinamiğin etkisinde kalır ki köşeye sıkışmış hisseder. Genetiksel değerler, aile, sosyal doku, eğitim, zekâ seviyesi ve inanışlar, kimlik oluşumunun ana parametreleridir.</p>
<p>İnsanın içine doğduğu çevreden etkileşiminin herkeste aynı olmaması, doğuştan gelen <u>algı farklılıkları</u>nın ispatıdır aslında. Bilimsel çalışmaların; <em>“İnsan, 4 yaşına kadar <u>karakter</u>, 7 yaşına kadar da <u>benlik</u> parametrelerine ulaşır.” </em>saptaması, konunun özü niteliğindedir. “<u>Ben</u>” kavramının ortaya çıkması, bireyin benzersizlik bilincini tetikler ve <u>kimliksel sürecin</u> yoluna girildiğini anlatır. Sosyalleşme, eğitim ve farkındalık düzeyinin gelişmesi ile bilinçlenme farklılaşır. Özellikle “<u>refleks</u>” davranışlarda, karakter ve bilinçaltının etkisi zaman zaman ortaya çıkabilir; çünkü bilimsel çalışmalarda <em>“İnsanın, 8 yaşana kadar tanık olduğu her şey, doğrudan bilinçaltına atılır ve orada <u>ömür boyu</u> saklanır”</em> saptamasının ortaya çıkması, konuya açıklık getirir. İnsanın ne kadar çok yaşamsal dinamiğin etkisinde kaldığı göz önüne alındığında; <u>kimlik bilincine</u> kolay ulaşmadığını anlıyoruz. İnsan, 8 yaşından sonra bireysel tepki, muhakeme ve değerlendirme yetisine ulaşmasıyla <u>farklılık</u>larının farkına varmaya başlar. Bilinçaltı, karakter, benlik, mistik değerler, aile, çevre, eğitim ve diğer toplumsal dinamiklerin etkisinde gelişen <u>kişilik</u>, onu diğer insanlardan farklı yapar. Bazen kişiliğiniz, kimliğiniz olarak algılanır.</p>
<p>Kişiliğin birçok davranışsal dinamiği doğrudan baskılama gücüne rağmen bilinçaltının ortaya çıkmasının engellenmesi, bastırılması, yönlendirilmesi ve sosyolojik aykırılıkları önlemenin yolu; <u>bilinçlenme düzeyi</u> ile doğru orantılıdır. Ulaşılması istenen <u>toplumsal eder</u>in hangi düzeyde olacağı belirlenirken bireyin, yaşamdan elde ettiği <u>donanımların</u> etkisi ile <u>kimli</u>ğini fark etmesi önemlidir.</p>
<p>“Siz, kimsiniz?” sorusu bir anda sosyolojik algıyı tetiklediğinden, aidiyet karşılığı olarak algılanacak ve ifade, baskı altına girecektir. Bireyin <u>kim olduğu</u>nun farkındalığı, düşünsel aidiyet kavramını sosyolojik bir derinliğe götürdüğü için soruya verilen cevap, <u>aidiyetin</u> ifade edilmesi veya edilmemesi olarak değerlendirilmesine yol açar. Kimlik, yakın çevrede daha çok <u>bireysel farklılığının</u> ifadesi olurken, yurt dışında <u>milliyet aidiyeti</u> kapsamında değerlendirilir. Birinde <u>inanışlar</u>, <u>sosyal konumu</u> ve <u>kendini nasıl ifade ettiği</u> olurken, diğerinde <u>milli bilinçtir.</u></p>
<p>Sosyolojik etkileşim ve bilinçlenme, <u>ulus kimliği</u>nin aidiyeti ile öne çıkan donanımların davranışlara yansıması ile anlaşılabilecektir. Bireyin <u>nasıl anlaşıldığı</u> ile ortaya çıkan yargı biçimi, bireysel kimliğin sosyolojik karşılığı ile doğrudan ilintilidir. Yargı ve sorgu sürecinde olmayan ve kimliksel süreç yolunda olan insan, kendini özgürce ifade edebilecektir; ama <u>sağlam olmayan</u> bilinç düzeyi, bu özgürlüğün önünde en büyük engel haline gelecektir. Bireyin kendini nasıl ifade edeceğini bilmemesi, onu hem güvensiz yapacak hem de davranışlarında sürekli <u>değişkenlik</u> göstermesine neden olacaktır. Kendini tanıma, hissetme ve ifade etme şekli, bireyin kimliksel sürecinin <u>taşıyıcı kolonlarıdır</u>. Kolonların sağlamlığı, en temel insani kazanım olsa da sosyolojik baskı ve beklenen karşıt tepkiler, yansıtmayı değiştirebilecektir!</p>
<p><em>“Aidiyet, en temel psikolojik, güven ve bağlanma hissidir.”</em> Bireyin kendini <u>ifade biçimi</u>nde ortaya çıkan bu <u>his</u>, kısmen siyasi düşünceyi de içine alarak kimliğinizin en önemli dinamiği halindedir. Bireyi <u>farklı yapan</u> inanış, nitelik, özellik ve davranışsal <u>farklılıklar,</u> <u>aidiyet bilincini </u>beslemeye devam eder. İfade ve tepkilerde bu bilinç <u>yansıtılamıyorsa;</u> “<em><u>boş kimlik</u></em>” veya “<em><u>sanal kimlik</u></em>” olarak değerlendirildiğinden, bir anda <u>tavır göstergesi</u> olmuştur. Yapay bir yansıtma haline gelen söylemler, kimliğin içini dolduramaz. Sanal ve boş kimliğin en önemli göstergesi; davranış, söylem ve tavır <u>sürekli değişmesidir</u>. İçini ne ile doldurursan onu göstereceğinden; sürekli değişkenliği gözlemlenir. Aidiyet olmadığından sorgulamaya da gerek duyulmaz. <u>Ne söylenirse</u> doğru kabul edilmeye başlandığından; toplumsal algı ve söylemlerin rüzgârı, gideceği yeri belirlemeye başlar. Yönlendirilmelere açık hale gelindiği bile farkına varılmaz. Farklılık bilinci, davranış ve <u>tavır</u> haline geldiğinde; kimlik, <u>gerçek</u> ve <u>dolu </u>olarak değerlendirilebilecektir. Davranış ve tepkilerde; farklılıklar ortaya konulmaya başlar ve ifade edilmesinden korkulmaz. <u>İfade edilmesinden korkulan</u> farklılık, tutum, tavır ve davranış, “sanal ve boş kimlik” olarak değerlendirilecektir.</p>
<p>Karakter, benlik, kişilik ve toplumsal değerlerin oluşturduğu kendine has tavır ortaya koyma becerisinde <u>kimlik bilincine</u> ulaşan birey, kendini ifade ve tepkilerini yansıtma becerisine de ulaşır. Zaman zaman kişilik ile çatışsalar da karakter ve benliğin parmak izi kadar <u>benzersizliği</u> algılandığında; kimliğin de <u>benzersizliği </u>algılanır. İnanış, ideoloji, kabuller, sosyal ve kültürel gerçeklik, <u>kimlikte hissedilen bilinç haline gelir</u>. Bireyin kendine sorduğu “Ben, kimim?” sorusuna verdiği <u>cevabı</u> ve farklılığını fark ettiği<u> tavrı, kimliğidir</u> artık. Tavır, tepki ve davranışlarda, <u>değişmezliğin istikrarı açıkça görülür haldedir;</u> artık, kimliğinize ulaşmış ve farkındasınızdır.</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/kimliginizin-farkinda-misiniz/">Kimliğinizin Farkında mısınız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/kimliginizin-farkinda-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Burak Apak, Arka Sokaklar’da</title>
		<link>https://www.bellaturkiye.com/burak-apak-arka-sokaklarda/</link>
					<comments>https://www.bellaturkiye.com/burak-apak-arka-sokaklarda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[M.Haluk YALÇINKAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 20:56:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[burak apak]]></category>
		<category><![CDATA[haluk yalçınkaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bellaturkiye.com/?p=65016</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin en uzun soluklu dizilerinden biri olan Arka Sokaklar, ilk bölümünü 2006 yılında yayınlanmaya başlamıştı ve 2026 yılı itibarıyla 733 bölüme ulaştı. Dizinin ana kadrosu dışında yıllar içinde birçok oyuncu projede yer aldı. Geçtiğimiz günlerde diziye dahil olan yeni bir oyuncu dikkatimi çekti. Burak Apak’ın Bursalı olduğunu öğrenince kendisiyle kısa bir söyleşi gerçekleştirdim. Haluk Yalçınkaya: [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/burak-apak-arka-sokaklarda/">Burak Apak, Arka Sokaklar’da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin en uzun soluklu dizilerinden biri olan Arka Sokaklar, ilk bölümünü 2006 yılında yayınlanmaya başlamıştı ve 2026 yılı itibarıyla 733 bölüme ulaştı. Dizinin ana kadrosu dışında yıllar içinde birçok oyuncu projede yer aldı.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde diziye dahil olan yeni bir oyuncu dikkatimi çekti. Burak Apak’ın Bursalı olduğunu öğrenince kendisiyle kısa bir söyleşi gerçekleştirdim.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: “Arka Sokaklar” gibi uzun soluklu, birçok usta ismin de kadrosunda olduğu bir projede rol almak sizin için nasıl bir duygu?</strong></p>
<p><strong>Burak Apak:</strong>  Çok heyecan verici bir duygu ve bir o kadar da kendimi şanslı hissettiğim bir noktadayım. Çünkü bu kadar usta ismin olduğu bir projede kendime çok şey katabileceğimi düşünüyorum. Onların yanında olmak, set disiplinini ve oyunculuk ciddiyetini birebir gözlemlemek bana büyük bir okul gibi geliyor.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Oyunculuğa başlama hikâyenizi bizimle paylaşır mısınız? Bu yola çıkarken sizi en çok etkileyen dönüm noktası ne oldu?</strong></p>
<p><strong>Burak Apak:</strong> Oyunculuğa 17 yaşımda başladım. Daha çocukken bavulumu toplayıp hayallerimin peşinden koşmak için İstanbul&#8217;a geldim. İyi ki bu kararı vermişim. Çünkü bu şehir bana hem zorlukları hem de fırsatları sundu. Herkes hayallerinin peşinden koşmalı bu hayatta; ben de bunun için risk aldım ve bugün buradayım.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Ailenizin ve yakın çevrenizin oyunculuk kararınıza tepkisi nasıl oldu?</strong></p>
<p><strong>Burak Apak:</strong> Zor bir yol olduğunu biliyordu yakın çevrem. Ama benim bu yolda başarılı olacağıma da inanıyorlardı. O yüzden hep arkamda durdular. Bu destek bana güç verdi, çünkü insanın ailesinin yanında olduğunu bilmesi çok kıymetli. Onlara her zaman minnettarım.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Oyunculukta karşılaştığınız en büyük zorluk ne oldu ve bu zorluğu nasıl aştınız?</strong></p>
<p><strong>Burak Apak:</strong> Sabahınız akşamınıza karışabiliyor, sosyal hayatınız olmayabiliyor; sadece iş ve ev döngüsüne girebiliyorsunuz. Fakat yaptığınız mesleği severek yapıyorsanız bu zor gelmeyebilir. Ben de bu yoğun tempoyu bir öğrenme süreci olarak görüyorum. Yorucu olsa da her gün yeni bir şey öğrenmek bana güç veriyor.</p>
<p><strong>Haluk Yalçınkaya: Hayalinizde nasıl bir rol oynamak yatıyor?</strong></p>
<p><strong>Burak Apak:</strong>  Hayalimde kötüyü de iyiyi de, daha doğrusu birbirinden farklı her karakteri canlandırmak var. Çünkü oyunculuk bana göre farklı hayatları deneyimleme sanatı. Kendimi tek bir kalıba sokmak istemiyorum; her rol bana yeni bir tecrübe kazandırıyor.</p>
<p>Arka Sokaklar gibi yıllardır izleyicinin ilgisini koruyan bir dizi filmde yeni oyuncuların kadroya katılması, dizinin güncelliğini ve yeni hikâyelere açık olması diziyi  canlı tutan önemli etkenlerden biri.</p>
<p>Burak Apak gibi genç ve yetenekli oyuncuların böyle köklü projelerde yer alması, hem kariyerleri hem de dizinin gelişimi açısından önemli bir durumdur. Burak Apak&#8217;ı takip ediyor, yeni projelerde görmek isterim. İyi Seyirler&#8230;</p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/03/burakapak1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-65017" src="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/03/burakapak1.jpg" alt="" width="460" height="452" srcset="https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/03/burakapak1.jpg 657w, https://www.bellaturkiye.com/wp-content/uploads/2026/03/burakapak1-300x295.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 460px) 100vw, 460px" /></a></p>
<p><a href="https://www.bellaturkiye.com/burak-apak-arka-sokaklarda/">Burak Apak, Arka Sokaklar’da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.bellaturkiye.com">Bella Türkiye</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bellaturkiye.com/burak-apak-arka-sokaklarda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
