Zayıflama çabasını durduran tuzak

07.01.2026
A+
A-

Bilim dünyası, obeziteyle mücadelenin sadece bir disiplin meselesi olmadığını, genetik ve hormonal mekanizmaların bireyler üzerinde belirleyici bir baskı kurduğunu kanıtladı.

Zayıflama çabasını durduran tuzak

Geleneksel diyaloglarda obezite uzun süre boyunca “boğazını tutamama” ya da “tembellik” gibi karakter kusurlarıyla ilişkilendirildi.

Son yıllarda yapılan kapsamlı klinik araştırmalar, kilo yönetiminin bireysel kontrolden ziyade karmaşık bir biyolojik ağ tarafından yönetildiğini ortaya koydu.

Bilim insanları, bazı bireylerin neden diğerlerinden daha hızlı kilo alabildiğini ve bu kiloları vermekte neden daha fazla zorlandığını hücresel düzeyde inceledi.

Uzmanlar, kilo verme sürecindeki eşitsizliğin “irade eksikliği” değil, vücudun hayatta kalma güdüsüyle verdiği biyolojik bir tepki olduğunu doğruladı.

BİYOLOJİK DİRENÇ: “SET POİNT” TEORİSİ

Cambridge Üniversitesi’nden metabolizma uzmanı Prof. Dr. Stephen O’Rahilly, kilo verme sürecindeki en büyük engelin genetik kodlarda saklı olduğunu ifade etti.

O’Rahilly, vücudun belirli bir yağ oranını korumaya programlandığı “Set Point” (Ayar Noktası) teorisine dikkat çekerek, savunma mekanizmalarının kilo kaybı başladığı anda devreye girdiğini belirtti.

Araştırmacı, leptin hormonu üzerindeki genetik varyasyonların, bazı insanların açlık sinyallerini diğerlerinden çok daha şiddetli hissetmesine neden olduğunu kaydetti.

HORMONAL SAVAŞ VE METABOLİK ADAPTASYON

Kilo kaybı yaşandığında vücut, bunu bir “kıtlık” tehdidi olarak algılayarak bazal metabolizma hızını düşürüyor.

Harvard Tıp Fakültesi’nden endokrinolog Dr. David Ludwig, işlenmiş karbonhidratların ve yüksek glisemik indeksli gıdaların insülin seviyelerini sürekli yukarıda tuttuğunu, bunun da yağ hücrelerini “enerji depolama” moduna aldığını vurguladı.

Ludwig, bu durumun biyolojik bir açlığa yol açtığını ve kişinin iradesiyle bu yoğun hormonal sinyalleri bastırmasının neredeyse imkansız olduğunu dile getirdi.

GIDA ORTAMI VE NÖROBİYOLOJİK ETKİLER

Kişisel çabanın ötesinde, modern dünyanın “obezojenik” yapısı da süreci zorlaştırdı.

Yale Üniversitesi Gıda Politikası ve Obezite Merkezi’nden Dr. Kelly Brownell, ultra işlenmiş gıdaların beyindeki ödül merkezlerini tıpkı bağımlılık yapıcı maddeler gibi uyardığını bildirdi.

Brownell, ucuz ve erişilebilir yüksek kalorili gıdaların, biyolojik olarak bu tür uyaranlara karşı hassas olan bireylerde diyet başarısını kökten sarstığını aktardı.

Zayıflama sürecindeki başarısızlıklar bir karakter zafiyeti olarak değil, modern çevre ile evrimsel biyoloji arasındaki bir çatışma olarak tanımlandı. Uzmanlar, kalıcı çözümün “daha fazla irade” değil, metabolik sağlığı iyileştirecek tıbbi ve çevresel reformlar olduğunu savundu.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.