Nightborn ve Türk Korku Filmleri

14.08.2026
A+
A-
Sinema Yazarı / Film Eleştirmeni

Benim gözlemime göre, Türk sinemasının en büyük sorunlarından biri korku sineması. Her vizyona giren yine başarısız korku filmleri listesine ekleniyor.

Türk korku filmlerinin başarısızlığı yadsınamaz. Nedenine gelince; cin, büyü ve benzeri temaların arasına sıkışan konuları ve yenilikten uzak hikâyeleri adeta bir kara komediye dönüşüyor. Bir de üstüne düşük bütçe ile yapılan filmlerin colour’u bile önemsenmeyince sadece amatör filmlere dönüşüyor.

Berlin Film Festivali’ne gittiğimde beni etkileyen film, sinemalarda vizyona girdi. Berlinale Palast’ta film izlemenin anlamı çok büyük. Öncelikle film festivalinde film izlemek demek, o filmin seçilmiş bir eser olması demek. O filmleri, sinema profesyonellerinin elinden çıkan, bir konuyu anlatan ve bir oluşuma el atan film demektir.

Benim ilk dikkatimi çeken basit bir konudan üretilen sanatsal bir film olması. Aslında  yönetmen Hanna Bergholm’un ikinci uzun metrajlı filmi ama başarılı buldum.

Filmde gerilim ve korku öğeleri yoğun ama bu arada filmde gelişen olayları düşününce bazen olabilir diyebiliyorsunuz. Yani film boyunca birkaç sahneyi çıkarırsanız aslında film sadece gerilim filmi olur.

Tabii ki bu biraz da yönetmenin ustalığı, Anna Bergholm’dan bilgi almamız lazım.

Filmde, İskandinav efsanelerinden alıntılar kullanılmıştır. Herkesin hayali ormanda yeşillikler içinde bir evde oturmaktır. Genç çiftimiz, Finlandiya ormanlarında aileden kalan bir eve taşınır. Evlerinin çevresinde ormanda da gezerken tutkulu bir seks yaparlar. Ormanda belirsiz bir doğaüstü güç hâkimdir.

Aslında amaçları ailelerine yeni bir birey, bebek katmaktır. Kısa bir süre sonra bebekleri dünyaya gelir.

Annenin kucağına verilen bebek, sırtından kameraya gösterilir, kıllı ve antipatik bir bebek olarak görüntülenir. Annenin sevgisini ve ilgisini kazanamayan bebek, hiçbir zaman bebeğin yüzünü göremeyiz. Önceleri anne ile bebek arasındaki anlaşmazlık büyür, işin ilginç tarafı sadece anne bebeği sevmez, geri kalan herkes sever. Anne ile bebek arasında garip bir dil gelişir. Baba, otoritesi ile anneyi zorlar.

Tabii arada anne ile bebek arasında anlaşmazlıktan doğan bir zıtlaşma ve kavga doğar. Anne ve bebeğin kavgaları büyür ve baba da kavgaya karışır. Tabii, tabiat ve gizemli güçler de kavgaya karışarak bebeği korurlar.

Korku türünü destekleyen olaylar büyük gerilimler yaşatır. Bazı korku ve gerilim sahnelerinden sonra anne normal bir şekilde uyanır, sanki bir şey olmamış gibi hayatlarına devam ederler. Son sahnede doğanın intikamı ve babanın ölümü ile sonuçlanır.

Yönetmen, annelik travmalarını İskandinav korku efsaneleri ile harmanlamış ve ortaya bazen kara komedi, gerilim objeleri ile dolu korku-gerilim tarzı başarılı bir film çıkmış ortaya.

Harry Potter’dan tanıdığımız oyuncu Rupert Grint ve Seidi Haarla harika oyunculuklar sergilemişler.

Oyunculukları gayet başarılı diyebiliriz.

Herkes aynı hikâyeyi anlatır ama ustası, aynı hikâyeyi anlatınca daha çok etkileyici olur.

Aslında hikâye, yeni doğan bebeklerini büyütmeye çalışan ailenin hikâyesidir.

Filmde ne cin ne peri vardır. Ama tam bir korku-gerilim filmi olarak izleriz.

Filmde bazı mantık hataları var ama oyunculuklar ve VFX’in yerinde kullanımı ile iddialı bir film olmuş.

İskandinav ülkelerinin korku filmleri konusunda başarısı tartışılmaz.

İyi seyirler.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.