Zeki Müren ile röportaj yaptım

25.09.2026
A+
A-
Sinema Yazarı / Film Eleştirmeni

İnsan hayatı genelde çalışmak üzerine kurulu bir hayat sürdürmek zorunludur. Sabah kalkılır, işe gidilir, belirli bir saat çalıştıktan sonra koşarak eve gelinir. Evliysen ailenle vakit geçirirsin; ya yemeğe gidersin ya akraba ziyaretine, bilemedin hafta sonu pikniğe gidilir.

Ama nerede müzik dinlemek ya da bir enstrüman çalmak? Veyahut sinema salonuna gitmek? Hadi, bunlar olmuyorsa bir kitap okuyalım. Tamam, televizyonda dizi seyretmek de harika; bari onu yapalım..

Yalnızca şunu söylüyeyim, bunun ekonomi ile alakası yok, bunlar için para lazım değildir. Hayat zaten zorluklarla dolu. Biraz sanatla ilgilenmemiz lazım.

Her hangi bir gazetede yazmaya başlamadan, size hayatımda yaptığım ilk röportajı paylaşmak isterim.

Çocukluğumda ailemde bir Zeki Müren hayranlığı vardı.

Bursa’da babamın kurduğu matbaaya Bursa Devlet Tiyatrosu oyuncuları gelirdi. Burası adeta sanatçıların uğrak yeri gibiydi. Rahmetli Baykal Kent ofise gelir, akşama kadar otururdu. Flash tv oyuncuları uğrardı.

Hatırlıyorum, ilk Bodrum’a gidişimi… Üç arkadaş arabaya atlayıp Bodrum’da yaz tatili yapmak için yola koyulduk. Bodrum’a varana kadar akşam olmuştu. Otele yerleşince yemeğimizi yiyip hemen Barlar Sokağı’na gittik. Barlar Sokağı’nda gezerken önümüzden bir araba geçti ve ara sokakta durdu.

Aman Tanrım! Arabadan Zeki Müren indi ve bara giriş yaptı.

Arkadaşlara seslendim:

“Haydi, gidelim!”

Onlar da sessizce benim bu sert ama nazik davetime icabet ettiler.

Yanlış hatırlamıyorsam “Dost” adlı bardı. Zeki Müren sahnenin kenarındaki masaya oturdu. Bizde heyecan dorukta… O, televizyonlarda gördüğümüz “Sanat Güneşi”, iki yan masamızda oturuyor.

Gerçi bütün ailesini babam tanıyordu ama ben Zeki Müren’i hiç görmemiştim.

Manevi oğlu geldi.

“Ne içersiniz?” diye sordu.

Herhalde gazetecilik ruhumda var. Hemen lafa girdim:

“Zeki Müren’e selam getirdim.”

Mustafa şaşırdı.

Ben devam ettim: “Biz Bursa’dan geliyoruz.”  Akrabalarının isimlerini söyledim.

“Tamam, bekleyin” dedi ve yeniden sordu:

“Ne içersiniz?”

İçeceklerimizi söyledik.

Biz içecekleri beklerken sahnede Bodrum sıcağında takım elbiseli kravatlı, genç bir sanatçı Türk sanat müziği söylüyor, yanındaki udi ise enstrümanını çalıyordu.

Hiç anlamadığım bir anda, şarkıcı gencin sözünü keserek,

Zeki Müren söze girdi ve o barda “Annem, annem” şarkısını söylemeye başladı. Tüm bar sustu. Sessizce herkes bu büyük ustayı dinliyordu.

Muazzam bir sesi vardı. Etkilenmemek mümkün mü? Bu arada  Zeki Müren mikrofonsuz şarkıyı ağlayarak seslendirdi. Şarkı bitiminde bütün bar ayakta alkışladı bu güzel sesi.

Şarkıyı dinledik ama arkadaşlarım huzursuzlandı. “Gidelim” demeye başladılar.

Tam kalkacaklardı ki manevi oğlu geldi ve Zeki Müren’in bizi çağırdığını söyledi.

Sevinçle yanına gittik.

Bizi masasına oturttu. Ben, babamın, Zeki Müren’in akrabaları ile olan diaologlarından bahsettim. O da kırgınlıklarından dem vurgu.

Ben heyecanla sorularıma başladım.

Haddimi aşarak en safça sorumu sordum:

“Zeki Müren olmak nasıl bir şey? Mutlu musunuz?”

Bize içki söylemişti. Konuşurken masaya harika bir çiçek buketi geldi.

Biz sohbet ederken, çiçek geldikten yaklaşık beş dakika sonra garson Zeki Müren’e bir şey söyledi. Zeki Müren de çiçeği solundan sağına aldırdı.

O sırada ben heyecanla ve sabırla cevabımı bekliyor, onu izliyordum.

Sonra şefkatle yüzüme baktı.

“Bak,” dedi, “benim babam Bursa’da, Kayhan’da marangoz Kaya Müren. Keşke bu kadar tanınmış olmasaydım da Kayhan’da, marangoz babamın yanında kalsaydım.”

Ben safça sordum:

“Neden?”

O da şöyle anlattı:

“Ben Avrupa’da veya Asya’da yürüyerek gezemiyorum. Bir tek Amerika’da yollarda gezebiliyorum. Demin masama bir bayan çiçek yolladı. Yanımda mis gibi kokluyordum. Sonra diğer hayranım yüzümü göremediği için çiçeği öbür tarafa koydurdu. Masamdaki çiçeğe bile hâkim olamıyorum. Nasıl bir hayat artık…” Tabii ben şaşırdım.

O yaşımda ne demek istediğini anlayamadım. Belki şimdi bile zor anlıyorum. Zeki Müren olmak nasıl bir şey, sanırım bunu hiçbir zaman tam olarak anlayamayacağım.

Sonra içeceklerimiz bitince bizi evine davet etti.

O zamanlar böyle paparazziler yoktu. Barın önüne arabası geldi ve şimdi müze olan evine gittik.

Üç arkadaş ve Zeki Müren…

Ben sorulara doymuyorum. Onlarca soru sordum, aklıma ne geldiyse…

Hayatı hakkında ve diğer sanatçılar hakkında bilgiler almaya çalıştım. Ama Ajda Pekkan’ a yakınlığını sözlerinden anladım.

Lisedeki sevgilisini sordum. Bana hayretle:

“Nereden biliyorsun?” dedi.

Ama o zamanlar dergilerde ve gazetelerde yazılmıştı. “Oradan okudum” dedim.

Evet, hayatının aşkı olduğunu ve o kızdan ayrılmasının kendisinde bir travma yarattığını anlattı. Çok üzülmüş. Yıllarca o acıyla ne yaptığını bilememiş.

Şimdi düşünüyorum da sabah programlarındaki yalandan aşk hikâyelerini görseydi, kendi umutsuz aşkından dolayı ne düşünürdü acaba?

O gece evinden ayrılırken, sanki bir dostumu yalnız bırakmışım gibi üzülerek ayrıldım.

Sonra şarkılarını dinleyemedim.

Televizyonda yüzüne bakınca sanki o hüznü görüyordum.

Sahnede vefat etti. Olmak istediği, belki de en mutlu olduğu yerde vefat etmişti.

“Eminim huzur içinde gitmiştir” diye düşündüm.

Zeki Müren veya yetenekli bir sanatçı olmak, bir ideal peşinde hayatı yaşamak nasıl bir şey?

O cevabı hâlâ bulamadım. Işıklar içinde uyu.

İyi Seyirler.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.