Kimliğinizin Farkında mısınız?

29.03.2026
A+
A-
Eğitim ve Davranış Bilimci, İlişki ve Evlilik Danışmanı ve Yaşam Koçu /// Randevu : 0532 737 56 58

Söze, -“Benim adım …” diye başladığınızda; kim olduğunuzu değil, size takılan isminizi söylersiniz; oysaki kimliğinizin kapsamı isminizle sınırlı değildir. Hayatınız boyunca her türlü yazılı belgede isminiz, ispatınızdır. Kimliğiniz ise öznel ve toplumsal olarak nasıl algılandığınız ile ilgilidir ve “ayırt edici” farklılıklarınızdır.

Ulusal, hukuki, sosyolojik ve psikolojik dinamikler, bireyi “var” eder. Kimliğinizi de. Uluslararası anılma biçiminiz ulusal kimliğinizdir. Resmi kurumlarda adınız, soyadınız ve size özel tanımlanmış vatandaşlık numaranızla anılmanız da hukuki kimliğinizdir. İçinde doğup büyüdüğünüz toplumun kolektif kültür ögelerini de içine alan coğrafya ve köken aidiyetiniz sosyolojik, “Ben kimim?” sorusuna verdiğiniz cevapta gizli olan “benlik” aidiyetiniz ise psikolojik kimliğinizdir.

Yaşadığınız kalabalıklar içinde -ayırt edici bir nitelik olarak- o insanlardan “Farkım ne?” diye kendinize sorduğunuz soruya, verdiğiniz cevapsınız! Yoksa farklılığınızı, fark etmiyor musunuz? Farklı olduğunuzu anladıysanız; “Beni farklı yapan şey, nedir?” diye hiç kendinize sordunuz mu? Cevabınızdan mutlu oldunuz mu? Cevabınız sizi anlattı mı? Bir başkası sizin farklılığınızı fark etti mi fark etmedi mi? Farklı olmak istemediğiniz oldu mu hiç? O zaman kendinize sorun -“Ben var mıyım?” diye; çünkü size ait özellik, nitelik ve farklılıklar olduğunun bilincinde değilseniz, “yok”sunuzdur. Kimliğinizin de farkında değilsinizdir! Farklılıklarınızın bilinci, sizi önce kendinizde sonra da çevrenizde “var” edecektir.

İçinde yaşadığınız sosyal çevrede sizi farklı yapan özellik ve niteliklerinizi fark ettiğinizde; “ben” kimliğiniz oluşmaya başlar ve onu benimsemeye başlarsınız. Aidiyet hissinin ilk temeli atılmıştır. Sıra sizi farklı yapan dinamiklerle, sosyal çevrede ve içinizde, “var” etmeye gelmiştir; acaba çevreniz sizi doğru mu anladı? Yoksa her biri farklı mı anladı? Kendinizi, her insana farklı yansıtmak işinize mi geliyor yoksa? Tepkilere göre mi tavır belirlediniz? Karşı tavırların hep olumlu olmasını mı istediniz? Karşıt olmamak için çaba harcadığınız oldu mu? Tepkilerinize karşı çıkıldığında geri adım attınız mı? Kimliğinizi yansıtmaktan korktunuz mu? O zaman kendinize sorun; “var mıyım?” diye.

Tüm bu soruların tek bir cevabı yoktur elbette ama ortak payda; “farkındalık bilinci”dir. Her şeyden önce her insan, kendi farklılığının farkında olmalıdır; çünkü her insanın özünde olan fıtrat, birbirinden farklı dinamiklerle örülüdür. Genetikten zekâ düzeyine, algı seviyesinden aklın kullanılma becerisine kadar her davranışsal dinamiğin etkilenme kökü farklıdır. Farklılık bilinci, aslında kimliksel sürecin en önemli dinamiğidir. Kimlik oluşumu, zordur; birey, o kadar çok yaşamsal ve davranışsal dinamiğin etkisinde kalır ki köşeye sıkışmış hisseder. Genetiksel değerler, aile, sosyal doku, eğitim, zekâ seviyesi ve inanışlar, kimlik oluşumunun ana parametreleridir.

İnsanın içine doğduğu çevreden etkileşiminin herkeste aynı olmaması, doğuştan gelen algı farklılıklarının ispatıdır aslında. Bilimsel çalışmaların; “İnsan, 4 yaşına kadar karakter, 7 yaşına kadar da benlik parametrelerine ulaşır.” saptaması, konunun özü niteliğindedir. “Ben” kavramının ortaya çıkması, bireyin benzersizlik bilincini tetikler ve kimliksel sürecin yoluna girildiğini anlatır. Sosyalleşme, eğitim ve farkındalık düzeyinin gelişmesi ile bilinçlenme farklılaşır. Özellikle “refleks” davranışlarda, karakter ve bilinçaltının etkisi zaman zaman ortaya çıkabilir; çünkü bilimsel çalışmalarda “İnsanın, 8 yaşana kadar tanık olduğu her şey, doğrudan bilinçaltına atılır ve orada ömür boyu saklanır” saptamasının ortaya çıkması, konuya açıklık getirir. İnsanın ne kadar çok yaşamsal dinamiğin etkisinde kaldığı göz önüne alındığında; kimlik bilincine kolay ulaşmadığını anlıyoruz. İnsan, 8 yaşından sonra bireysel tepki, muhakeme ve değerlendirme yetisine ulaşmasıyla farklılıklarının farkına varmaya başlar. Bilinçaltı, karakter, benlik, mistik değerler, aile, çevre, eğitim ve diğer toplumsal dinamiklerin etkisinde gelişen kişilik, onu diğer insanlardan farklı yapar. Bazen kişiliğiniz, kimliğiniz olarak algılanır.

Kişiliğin birçok davranışsal dinamiği doğrudan baskılama gücüne rağmen bilinçaltının ortaya çıkmasının engellenmesi, bastırılması, yönlendirilmesi ve sosyolojik aykırılıkları önlemenin yolu; bilinçlenme düzeyi ile doğru orantılıdır. Ulaşılması istenen toplumsal ederin hangi düzeyde olacağı belirlenirken bireyin, yaşamdan elde ettiği donanımların etkisi ile kimliğini fark etmesi önemlidir.

“Siz, kimsiniz?” sorusu bir anda sosyolojik algıyı tetiklediğinden, aidiyet karşılığı olarak algılanacak ve ifade, baskı altına girecektir. Bireyin kim olduğunun farkındalığı, düşünsel aidiyet kavramını sosyolojik bir derinliğe götürdüğü için soruya verilen cevap, aidiyetin ifade edilmesi veya edilmemesi olarak değerlendirilmesine yol açar. Kimlik, yakın çevrede daha çok bireysel farklılığının ifadesi olurken, yurt dışında milliyet aidiyeti kapsamında değerlendirilir. Birinde inanışlar, sosyal konumu ve kendini nasıl ifade ettiği olurken, diğerinde milli bilinçtir.

Sosyolojik etkileşim ve bilinçlenme, ulus kimliğinin aidiyeti ile öne çıkan donanımların davranışlara yansıması ile anlaşılabilecektir. Bireyin nasıl anlaşıldığı ile ortaya çıkan yargı biçimi, bireysel kimliğin sosyolojik karşılığı ile doğrudan ilintilidir. Yargı ve sorgu sürecinde olmayan ve kimliksel süreç yolunda olan insan, kendini özgürce ifade edebilecektir; ama sağlam olmayan bilinç düzeyi, bu özgürlüğün önünde en büyük engel haline gelecektir. Bireyin kendini nasıl ifade edeceğini bilmemesi, onu hem güvensiz yapacak hem de davranışlarında sürekli değişkenlik göstermesine neden olacaktır. Kendini tanıma, hissetme ve ifade etme şekli, bireyin kimliksel sürecinin taşıyıcı kolonlarıdır. Kolonların sağlamlığı, en temel insani kazanım olsa da sosyolojik baskı ve beklenen karşıt tepkiler, yansıtmayı değiştirebilecektir!

“Aidiyet, en temel psikolojik, güven ve bağlanma hissidir.” Bireyin kendini ifade biçiminde ortaya çıkan bu his, kısmen siyasi düşünceyi de içine alarak kimliğinizin en önemli dinamiği halindedir. Bireyi farklı yapan inanış, nitelik, özellik ve davranışsal farklılıklar, aidiyet bilincini beslemeye devam eder. İfade ve tepkilerde bu bilinç yansıtılamıyorsa;boş kimlik” veya “sanal kimlik” olarak değerlendirildiğinden, bir anda tavır göstergesi olmuştur. Yapay bir yansıtma haline gelen söylemler, kimliğin içini dolduramaz. Sanal ve boş kimliğin en önemli göstergesi; davranış, söylem ve tavır sürekli değişmesidir. İçini ne ile doldurursan onu göstereceğinden; sürekli değişkenliği gözlemlenir. Aidiyet olmadığından sorgulamaya da gerek duyulmaz. Ne söylenirse doğru kabul edilmeye başlandığından; toplumsal algı ve söylemlerin rüzgârı, gideceği yeri belirlemeye başlar. Yönlendirilmelere açık hale gelindiği bile farkına varılmaz. Farklılık bilinci, davranış ve tavır haline geldiğinde; kimlik, gerçek ve dolu olarak değerlendirilebilecektir. Davranış ve tepkilerde; farklılıklar ortaya konulmaya başlar ve ifade edilmesinden korkulmaz. İfade edilmesinden korkulan farklılık, tutum, tavır ve davranış, “sanal ve boş kimlik” olarak değerlendirilecektir.

Karakter, benlik, kişilik ve toplumsal değerlerin oluşturduğu kendine has tavır ortaya koyma becerisinde kimlik bilincine ulaşan birey, kendini ifade ve tepkilerini yansıtma becerisine de ulaşır. Zaman zaman kişilik ile çatışsalar da karakter ve benliğin parmak izi kadar benzersizliği algılandığında; kimliğin de benzersizliği algılanır. İnanış, ideoloji, kabuller, sosyal ve kültürel gerçeklik, kimlikte hissedilen bilinç haline gelir. Bireyin kendine sorduğu “Ben, kimim?” sorusuna verdiği cevabı ve farklılığını fark ettiği tavrı, kimliğidir artık. Tavır, tepki ve davranışlarda, değişmezliğin istikrarı açıkça görülür haldedir; artık, kimliğinize ulaşmış ve farkındasınızdır.

Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.