Öğrenmezseniz…
Doğum ile başlayan süreç, içgüdüsel etkileşimlerle yaşam ile hayatın ilişki düzeyini de belirler. Nefes alma hediyesi ile hayata başlayan insan, her an bilmediği uyaranlarla yüz yüzedir. Belleğinde, henüz hiçbir cisim de yoktur, anlamı da. Annenin kokusunu ve onu nasıl emeceğini içgüdüsel olarak bilmektedir! Kısmen de olsa duyduğu ve gördüğü şeyler, öğrenince var olacaktır; ama içgüdüsel olarak acıkınca ağlayarak kendini ifade etmeyi bilmektedir! Gün geçtikçe, önceleri gölge biçiminde olan cisimler netleşmeye, sesler anlamlanmaya başlar. Öğrenme başlamıştır artık.
Öğrenmenin asıl kökünü oluşturan algı becerisi, içgüdüsel miras üzerine inşa edilir. Sadece nefes almak yetmeyecektir! Çok fazla öğrenilmesi gerekenlerin olması, küçük insanın beyninde izler yarattıkça öğrenme hızlanır. Belli belirsiz izler, şekle dönmeye ve anlamlanmaya başlar. Yeni uyaranların fark edilmesinde başrol oynayan zekâ ve aklın doğuştan verilmesi, aslında insanın en büyük şansıdır. Şimdi işlevsellikleri eksiktir; ama yeni şeyler algılandıkça gelişecektir. Öğrenilenlerin bellekte biriktirilmesi ile başlayan serüven, ömür boyu sürecektir. Yaşam, hayatın tüm donanımlarını vermeye hazır ana gibidir; öğrendikçe algılanan uyaranlar, anlamlandıkça hayat için gerekli donanımlar da kazanılacaktır.
Öğrenme, “Deneyimler ve çevreyle etkileşim sonucu davranışlarda oluşan kalıcı ve uzun süreli değişim sürecidir.” Değişim, öğrenilenleri var eder. “Algılanmayan şey, yoktur” bilgisi, algının önemini anlatır ve konunun özü niteliğindedir. Aklı ve zekânın işlevselliği ile gelişen algı, hayatın tüm zamanlarında etkin roldedir. Birikimler, hayatın seyrini değiştirdikçe daha çok öğrenme gerektiği ortaya çıkar. Yeni şeylerin öğrenilmesi, algılama biçimi ve bilinç düzeyini geliştirerek farkındalık seviyesini arttırır.
Araba kullanmayı öğrenmek için koltuğa oturan insan için sürüş donanımları, anlamsızdır. Öğrendikçe ve algılandıkça var olacaktır. Neye yaradıkları ve arabayı nasıl hareket ettirdiklerinin bilinci, araba kullanma becerisini kazandırır. Aynalar, göstergeler, pedallar ve vites kolu, anlamsız sadece bir cisimdi; öğrenince bilinç haline gelerek araba kullanma becerisi olarak kazanıldı. Öğrenme öncesinde o beceri yoktu; ama şimdi var! Öğrenme, aslında olmaktır. Becerilerin artması, bir bilinçten diğer bilince terfi ettiren güç haline geldiği algılandıkça, öğrenmenin değeri de anlaşılacaktır.
İnsan zekâsını, aracın teknik potansiyeli varsaydığımızda; arabayı kullanmak, yolları tanımak ve motoru nasıl en iyi enerji ile kullanma becerisine ulaşmak öğrenmenin tezahürü sonucunda elde edilir. Araç, garajdan çıkmadığı sürece gücünün ve üstün teknik kapasitesinin bir anlamı olacak mıdır? Bilgi, zekâ ve akıl olmazsa ne değer taşıyacaktır ne de öğrenme! Zekâ yeni bilgileri işleme, yaşamsal kalıpları fark etme ve karmaşık problemleri çözme kapasitemizdir. Zekâ seviyesi, bilginin işlenmesi ile ortaya çıkan donanımı belleğe aktarma hızını arttırarak yeni öğrenilenleri eskilerle harmanlayıp öğrenmenin derinliğini ve verimini arttırır. Bilgi, öğrenme ve zekâ birbirlerini besleyen kaynaklar gibidir. Bilgi zekâyı, zekâ bilgiyi tetiklerken; öğrenme onay makamı gibidir. Farkındalık ve becerilerin kapısını açan öğrenme, bir şeyin varlığı ve yokluğu platformunda idareci konumunda olmasının önemi büyüktür. Öğrenme olmadan hiçbir şeyin anlamı çözülemez. Öğrenmeden, bilgi ve bilincin ederi anlaşılmadan insan olmanın kazanım ve değeri algılanabilecek midir?
Öğrenme ve bilinç, madalyonun iki yüzü gibidir. Bilinç, bilginin gösteri alanı sahne, öğrenme ise sahnede sergilenen oyunun belleğe kaydedilip kalıcı hale gelmesidir. Bir sonraki sahne deneyimi, artık bellektedir ve düşünmeden oynanır. Sürecin, farkındalık bilinci ile öğrenmeyi istemek gerekliliği ortaya çıkar ki; merak ve istek öğrenmenin asıl dürtüsü rolündedir. Merak olmadan istek doğmayacaktır. Öğrenme, istenmeden gerçekleşmez. Öğrenmenin detayında gizli olan “öğrenmeyi öğrenmek” donanımı, bilincin öğrenme faaliyetlerini denetlemesidir de. Bilinç, farkındalık katmanına yükselemediğinde; öğrenme sürecinde bir eksiklik olduğu ortaya çıkar ve öğrenme gerçekleşmez. Nasıl daha çok öğrenileceğinin tetikleyici konumunda olan istek, merak, zekâ ve aklın işlevselliği, hayatın seyrinde önemli bir rol üstlenir.
Öğrenme, beynin not defteri gibidir. Zekâ düzeyi, genellikle bu not defterinin büyüklüğü ve notlarla doldurma hızıyla ölçülürken akıl, ne yazılacağını belirler; öğrenme, bir anlamda “var” olmaktır. Zekâ ve öğrenme arasındaki ilişki, insanın hayat sürecinde yaşamdan elde edeceği donanımlara ulaştıran güç konumundadır.
–“Zeki olduğum için mi öğreniyorum, öğrendiğim için mi zekiyim?” sorusu, insanın kafasını karıştırsa da zekâ olmadan öğrenme, öğrenme olmadan da aklın öneminin olmayacağını algılamak zor olmaz. Bilimsel araştırmalardan, “Öğrenme, yolu açmanın becerisi; zekâ ise becerinin enerjisi” olduğunu öğreniyoruz. “Öğrendikçe zekâ kapasitesi artar” görüşü, zekâ ve öğrenmenin birbirini besleyen nehir gibi olduklarını anlıyoruz. Öğrenme, hayat yolunu açan greyder gibidir; böylelikle, öğrenme olmadan o yol, kat edilemeyecektir. Öğrendikçe hayat kolaylaşacaktır. “Öğrendikçe, beynin nöronları arasındaki iletişim artar ve bağlar güçlenir” görüşü ile öğrenme, var olmanın da ana ögesi konumunda olacağı bilincine ulaşılacaktır.
Albert Einstein; “Öğrenmeyi bıraktığınızda; ölmeye başlarsınız” sözü ile insanın adeta var olmasının şartlarını belirlemiştir. Hayat ile ölümün, nasıl bir döngüde olduğunu ve ilkesini belirlemiştir; öğrenmeyen insan, hayata nasıl uyum sağlayacaktır? Bir başka görüşte yer alan; “Öğrendikçe beyin hücre üretir” bilgisi var olmanın şartını, “Öğrenme süreci, beynin yapısını değiştirir ve hayat boyu sürer” bilgisi de öğrenmenin hayattaki rolünü anlatır. Bir başka çalışmada saptanan; “Öğrendikçe beynin kapasitesi artar” bilgisi, öğrenmenin hayatın olmazsa olmaz konumunda olduğunu ortaya çıkarır.
“Bir yetişkinde her gün, ortalama hücre sayısının %1’i kadar hücre ölür” bilgisinin ortaya çıkması, kulağa ürkütücü gelse de sağlıklı ve öğrenen insanda ölen hücrelerin yerine yenileri üretildiğini bilgisi sevindirici! Bilim dünyasının şimdilerde çok uğraştığı “Alzaymır” ın belirleyici konumunda olan “Beyinde hücre eksilmesi”, bu hastalıktan korunmanın, öğrenerek yeni bilgi, beceri ve donanım kazanarak korumakla mümkün olabileceği ortaya çıktı. Böylelikle öğrenmenin, hayatın ritmini yakalamakta vazgeçilmez olduğu algılanacaktır.
Biyolojik olarak hayatta olsanız bile öğrenmeyi bıraktığınızda, merak duygusu ölür. Merakın olmadığı bir hayat, sadece bir süreden ibarettir. Öğrenmek, beyne “Hala hayattayız ve keşfedecek şeyler var” sinyali göndererek aktif olmasını ve “hücre üretmesini sağlar” bilgisi, insana yüklenen görevi anlatır. Öğrenmemenin, yaşlanmayı hızlandıracağı açıktır, hatta hayattan koptuğunu! Öğrenmenin, biyolojik yaşınız ne olursa olsun zihni “genç” ve “çevik“ tuttuğu bilinci her insanın şansıdır!
“Beyin, tıpkı kaslarımız gibi kullan ya da kaybet prensibiyle çalışır” görüşü ile bilim dünyası, “Yeni şeyler öğrenmek, nöronlar arası bağları güçlendirerek hücre artmasına sebep olur” görüşleri ile öğrenmenin, hayatta kalma becerisinin ana ögesi olduğunu teyit eder. Öğrenmeyen insan, yeni yaşam durumlarına uyum becerilerini elde edemez. Böylelikle özgüven ve yaşama sevincinin de azalacağı sonucu çıkacaktır. Belirsizliğin arttığı bir yaşam durumunda, insanı insan yapan akıl ve zekânın tezahür şekli olan “sorgulama” becerisine de ulaşılamayacağı sonucu çıkar ki; bu, insanın düşünce ölümüdür! Öğrendikçe ve sorguladıkça gelişen beyin, zekâ, akıl ve beceriler, yeni yaşam durumunda etkin olabilecektir.
Yaşam size sorular sorar. Öğrenmek, bu sorulara verdiğiniz cevapların özgüvenini kazandırır. Bir şey, ilk kez anlaşıldığında veya beceri kazanıldığında beyin, “Mutluluk hormonu salgılar.” Bu da; “Yaşama Sevinci” dediğimiz duygunun en temel ilkesidir. İnsanın akıl ve zekâsını kullanarak hayat ile ölüm arasındaki ilişkinin kalitesini belirleyebileceğini bilmesi, her an beynini aktif tutarak öğrenmesi gerektiğini algılamasıdır da. Düşünceniz, yaşam sevinci enerjisi ile mutlu olma becerisine ulaşamazsa; bedeniniz de ölmeye başlayacaktır!
Öğrenmeyi bıraktığınızda; kendinizden vazgeçtiğinizi, öğrenmeye gerek duymadığınızda ise ölmeye başladığınızı bile anlayamazsınız!